Kat 7 Daire 28

“Sahip olduklarının gün gelir kölesi olursun.” (Dövüş Kulübü – Chuck Palahniuk)

Tiryaki Bey hızlı adımlarla asansöre yöneldi. Aslında yorgundu ama bir an önce evine girmek istiyordu. Asansörün düğmesine parmağını uzattığında gözlerinde kıpkırmızı bir üç rakamı belirdi. Asansör daha üçüncü kattaydı ve on bir katlı binanın on birinci katına her zaman çıkmayı adet haline getirmişti.

Tiryaki Bey, gün boyunca biriktirdiği yorgunluğunu bir kenara bırakıp koşmaya başladı. Elindeki siyah rugan çanta her adım atışında dizine çarpsa da koşmaya devam ediyordu. Asansörü bekleseydi asansör üçüncü kattan on birinci kata çıkacak sonra on birinci kattan zemin kata inecekti. Kapısı yavaşça açılacak asansöre binecek, yedinci kata çıkmak için yediye basacak, kapının kapanmasını bekleyecek, kapı kapanacak ve içinden yedinci kata çıkana kadar ara katlarda başka birinin çağrı tuşuna basmaması için dua edecek, iyi bir ihtimalle kimse çağrı tuşuna basmayacak ve yedinci kata gelecek, asansör duracak, kapısı açılacak ve inecekti. Tüm bunları yaşamamak için koşuyordu Tiryaki Bey. Tahminlerine göre asansör daha zemin kata inmeden o yedinci katta olacaktı.

“Son viraj, hadi Tiryaki!” dedi içinden Tiryaki Bey. Altıncı katı geçip yedinci kata gelmişti. Koşmayı bırakınca bacakları titremeye başladı. Hafifçe başı döndü. Kapının üzerinde yirmi sekizi görünce yaslandı kapıya, gözlerini hafifçe kapatıp burnundan derin bir nefes aldı ve nefesine yorgunluğunu da katıp ağzından nefesini verdi. Bunu birkaç kere daha tekrarlayıp ceketinin cebinden dairesinin anahtarını çıkardı. Anahtarı nazikçe çevirip kapıyı açtı.

Takım elbisesini çıkarıp bir şort ile tişört giydi. Ellerini yıkamak için banyoya yöneldi. Suyu açmak için musluğa elini uzattı. Musluğu açmadan önce onu okşadı ve musluğu açtı. Elini yüzünü yıkadı, havluya elini uzattı. Havluyu incitmekten korktuğu için yavaşça yüzünün birkaç farklı yerine dokundurdu.

Gündüz uğraştığı bütün dosyaları daha şimdiden unutmuştu. Yorgunluk zaten kalmamıştı. Bacaklarında azda olsa kalan titreme o güzel koltuğuna uzandığı anda geçecekti. Havluyu dikkatlice yerine koyup yavaş adımlarla salona yöneldi. Holden geçerken üzerinde yürüdüğü halısının canını yakmak istemiyordu.

Salona girdiğinde uzun yıllardır kahrını çeken televizyonunu görünce gülümsedi. Televizyonu onun ilk sahip olduğu eşyasıydı. Tiryaki Bey’in bu 70 metrekarelik dünyasında televizyonu dostu, hayat arkadaşı hatta annesi ve babasıydı. Televizyonunu açmadan önce onu her akşam öptüğü sağ üst köşeden öptü. Televizyonun açma düğmesine bastığı anda televizyondan çıkan açılma sesi ona cinsel birleşmeden aldığı zevkin daha kuvvetlisini sunuyordu… Huzur… Mutluluk…

Koltuğuna yaklaştı, koltuğunun her bir köşesini ince dokunuşlarla yokladı. Herhangi bir çökme, esneme yoktu. Derin bir “Oh!” çekti. Kendisini koltuğunun üzerine yavaşça bıraktı. Onun için koltuğu en tesirli antibiyotikten daha tesirliydi. Bacaklarındaki titremeden eser kalmamıştı.

Televizyondan odaya yayılan ses onda terapi etkisi yapıyordu. Gözlerini kapattı. Tatlı hülyalar görüyordu…

Dün aldığı kahve takımı, geçen ay aldığı fırın, geçen yıl aldığı yatak odası takımı, üç yıl önce aldığı araba, dört yıl önce aldığı bulaşık makinesi, beş yıl önce aldığı çamaşır makinesi…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir