Ahmet Cevdet Paşa ve Ailesi

“Katranı ezsen olur mu şeker / Cinsini sevdiğim cinsine çeker” ya da Memlekette Kültür Atavizmi -1

AHMED CEVDET PAŞA VE AİLESİ

Toprakla uğraşanlar bilirler ki iyi ürün elde etmek istiyorsan kullandığın tohum da iyi olacak. Kalitesiz tohumdan iyi ürün çıkmaz. Sonra toprağın cinsi, güneşi, suyu, gübresi… Önce tohum!

Dünyanın neresine gidilirse gidilsin sanatçı ailelerden sanatçı, politikacı ailelerden politikacı –bizde örneği çoktur- sporcu ailelerden sporcu çıkması çok garipsenecek bir durum değildir. Eee, biyoloji denen bir bilim ve soyaçekim denen bir kanun varsa normaldir diye düşünülebilir. Hem ailenin meşguliyeti neyse o ailede yetişen bir fetusun, ergenus hatta olgunus olana kadarki süreçte ailenin meşguliyeti ile iştigal etmesi kadar normal ne olabilir ki?

Bizde ise bu durumu kimisi “Boğazdaki Aşiret”, kimisi “Erguvânîler” şeklinde tanımlayarak bu insanların aslında neredeyse bir çete olduklarını ima etti. Neyse efenim, konuyu çok dağıtmadan biz memleketteki tohumu kuvvetli abilerimize ve tohumlarına atf-ı nazar edelim dedik ve ilk yazımızı memleket irfanının en büyük abidelerinden olan Ahmed Cevdet Paşa ve evlad u iyaline ayırdık. (Belki daha sonra aile efradı için ayrı yazılar kaleme alırım.)

Ahmed Cevdet PaşaAhmed Cevdet Paşa: (1822 – 1895) Yazımızın çıkış noktası, sahib-i tohum olan zattır. Kütüphaneler yıkacak eseri vardır. Özellikle Tarih-i Cevdet adıyla yayımlanan 13 ciltlik eseri tarihçiliğimizin en önemli eserlerindendir. Bunun yanında Tezâkir, Mâruzât gibi eserleri de devir tarihi için başucu eserlerdir. Ahmed Cevdet Paşa, sadece tarih değil, şiirden dilbilgisine, kanundan mantık risalelerine kadar pek çok eser yazmış, Osmanlının son döneminde devlet ve ulema meyanında önemli bir mevki işgal etmiş accayip önemli bir abimizdir.

Ali Sedad Bey: (1857-1900) Paşanın filizlenen ilk tohumu. Cevdet Paşa’nın ismi yeni yeni duyulmaya önemi yeni yeni kavranmaya başlayan oğludur. Memleketin ilk orijinal felsefecisi nâmı bugünlerde kendisine yakıştırılmıştır. Özel öğrenim gördü. Özellikle pozitif ilimlere yoğunlaştı. Önemli okullarda mantık hocalığı etti. En önemli eseri Mîzânü’l-ukûl fi’l-mantık ve’l-usûl’dür. Bu eserin yazılış sebebi ilgi çekicidir. Ahmed Cevdet Paşa bir mantık kitabı yazmış ve adını oğluna izafeten Mi’yar-ı Sedâd koymuştur. Ali Sedad, babasının bu iltifatına teşekkür etmek ve bir anlamda onun arzusunu gerçekleştirmek için Mîzânü’l-ukûl’ü kaleme almıştır. Bu kitap Avrupa’da gelişen mantık akımlarına da yer verdiği için kendi alanında yazılmış ilk telif eserdir. Ali Sedad’ın söz konusu kitap dışında yine mantığa dair Lisânü’l-mîzân ile fizik alanında Kavâidü’t-tahavvülât fî harekâti’z-zerrât adlı Türkçe eserleri kaleme aldığı bilinmektedir. Fransız matematikçilerinden Sone’nin eserini de Hesâb-ı Tefâzulî ve Temâmî adı ile Türkçeye kazandırmıştır. Muhtelif gazete ve deragilerde yayımlanan ilmî ve edebî makalelerinden başka Arûz-ı Osmânî adlı bir de risalesi vardır. (Bu aralar Hilmi Yavuz da Ali Sedad hakkında 3 yazı yazdı, ahan da ilk yazısı. Bkz: http://www.zaman.com.tr/hilmi-yavuz/ilk-osmanli-entelektueli-kimdi_2222152.html )

Fatma Âliye Hanım: (1862-1936) Paşanın tohum-ı sânîsi ve en çok bilinen evladı. Her ne kadar bir Zafer Hanım muamması olsa da Türkçenin ilk kadın romancısı olarak bilinir. Abisi Ali Sedad’a gelen özel hocaları dinleyip abisine yancılık ederken ilk ilim ve fatma aliyeirfan aşkı filizlendi. Erken yaşta bir kolağasıyla (kıdemli yüzbaşı) evlendirildi. Kocası olacak adam, Fatma ablamıza 10 sene okuma yazmayı yasak etti. Gizli gizli okudu. Georges Ohnet’ten Meram adıyla bir kitap çevirdi, ortamdan belki de kocasından tırstığı için “Bir Kadın” imzasıyla yayınladı. Hopaaaa, ondan sonra kıyametler koptu. Neymiş efendim, böyle güzel ve kusursuz bir çeviriyi bir kadın yapamazmış falan. Sonra Fatma ablamızın çeviriyi yaptığı ortaya çıkınca bu sefer de “Yok canım o değildir, kesin babası ya da abisi yapmıştır, bir hatun bunu çeviremez” yollu hasetten mütevellid çatlama sesleri duyuldu. Ablamız sonra Ahmed Midhat Efendi ile tanıştı ve bu tanışıklık baba-kız ilişkisine tebeddül etti. Bir muhabbet bir muhabbet sormayın. Beraber eser vermeler (Hayal ve Hakikat), Fatma Âliye’nin romanına önsöz yazmalar (Muhadarat önsözü) hatta Fatma Âliye hakkında müstakil kitap yazmalar (Fatma Aliye Hanım yahut Bir Muharrire-i Osmaniyenin Neşeti)… Pastalar, börekler, altın günleri falan… Edebiyat alanında sağlam bir yer edinen Fatoş ablamız durur mu, farklı sahalarda da atını dörtnala koşturmaya başladı. Özellikle yardım kuruluşlarında çalıştı, yardım kuruluşları (Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti) ihdas etti. Çok uzatmayayım efendim, birçok kitaba imza atan ablamız erbabı tarafından özellikle Muhadarat ve Udi romanları ile bilinir.

Emine-SemiyeEmine Semiye Hanım: (1864-1944) Paşa’nın tohum-ı âhiri. O da konakta özel öğrenim aldı. Paris ve İsviçre’de psikoloji ve sosyoloji okudu. İki evlilik yaptı. Öğretmenlik etti. Selanik’teyken İttihat ve Terakki’ye katıldı. Balkan harbi sırasında hemşirelik etti. 1922’de tekrar öğretmenliğe döndü. 1944’te öldü.
O da ablası gibi atraksiyonu seven bir kişiliğe sahipti hatta daha atraksiyonerdi. (Burada uzun uzadıya biyografisini veremedim, okuyanlar öyle olduğunu görecektir.) O da birçok yardım kuruluşunda görev aldı, kurdu. Misal Selanik’te Şefkat-i Nisvan, Edirne’de Hizmet-i Nisvan… Birçok kitap yazdı:

Bîkes (roman), Muallime (roman) , Sefâlet (roman), Gayyâ Kuyusu, Bir Mütehassisenin Tefekkürâtı, Terbiye-i Etfâle Ait Üç Hikâye (roman), Hiss-i Rekâbet (roman), Emir Çoban Kızları Yahud İki Kadında Aynı Tâlih: Bağdat Hatun (roman) ,Dilşâd Sultan (piyes), Selânik Hâtıraları (anı) Hürriyet Kokuları (roman), İktitaf, Kalem Tecrübeleri, Hülâsa-i İlm-i Hisap
Ablamız hakkında da iki çalışma var:
Şefika Kurnaz, `”Osmanlı Kadın Hareketinde Bir Öncü, Emine Semiye, Timaş Yayınları, 2008
Kadriye Kaymaz, “Gölgedeki Kadın Emine Semiye”, Küre Yayınları, 2009

Şaban ÖZDEMİR

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir