Anadolu’nun Alkatrazı

Sabahattin Ali’yi, Refik Halit Karay’ı, Mustafa Suphi’yi, Ahmet Bedevi Kuran’ı, Ruhi Su’yu, Burhan Felek’i, Zekeriya Sertel’i ve Kırım Hanı devlet Giray’ı misafir etmiş mekân: Sinop Cezaevi.

1999’da kapatılana değin işler durumda olan şairlere şiirler yazdırtan bir dönemin mahkumlarınca “Anadolu’nun Alkatrazı” olarak adlandırılmış. Haksızlık etmek istemiyorum mahkûmlara çünkü şimdilerde müzeye dönüşmüş olsa da ruhum titremedi değil yalıtılmışlıktan.

Sinop Cezaevi

Bir zamanlar Sabahattin Ali, “Görmesen bile denizi / Yukarıya çevir yüzü” diye seslenirmiş şiirlerinde bu mekândan. Ben dolanırken aynı Sabahattin Ali’nin dediklerini yapmaya çalıştım. Gözüm kızıla çalan, yıkılmaya yüz tutmuş duvarlarda değil de daha çok gökyüzünün engin maviliğindeydi.

Sinop Cezaevi3

Başın öne eğilmesin, diyen Sabahattin Ali’nin kaldığı koğuşu bulmak çok zor olmadı. Ancak onun koğuşu büyük bir düş kırıklığı yarattı ben de. Sabahattin Ali’den tek kalan onun Aldırma Gönül şiri olmuş, onun sözleri de doğru yazılmamış.

Sinop Cezaevi2

Müzeye çevrilmiş bu cezaevi ancak müzeliği nerededir pek anlayamadım. Girişte içeriye girmek için para ödedikten sonra yalnızsınız ne bir yönlendirme ne de bilgilendirme var. Kendi kaderine terk edilmiş koca cezaevi. Duvarlar boyanmış, yurdum insanı adını kazımış, “bunu yazan tosun…” demiş…

Sinop Cezaevi4

Yannis Ritsos’un Barış şiirini okuyarak dolaşırken (Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler / Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü) tek bir düşünce vardı kafamda: Burayı kültür merkezi yapsalar. Ne kadar anlamlı olurdu. O zaman belki cezaevinin duvarlarına kapkara, kocaman puntolarla yazılmış sözlerin bir anlamı olurdu.

Sinop Cezaevi1

Cezaevi, Sinop merkezde yer alıyor. Kimseye sormadan bile bulabileceğiniz bir yerde. Akşam güneş batarken kalenin yıkılmaya yüz tutmuş surlarından Sinop’u ve gün batımını izleyebilirsiniz.

Üç yanı denizle çevrili cezaevine ev sahipliği yapan kale yaklaşık 4000 yıl önce Gaskalılar* tarafından yapılmış. Kale; Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından da kullanılmış ve belli aralıklarla bakımları yapılmıştır. Kalenin cezaevi olarak kullanıldığına ilişkin en eski belge 1568 yılına aittir.
Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde kaleyi şöyle anlatır:

“Kale düz bir yerde kurulmuş olup, iki taraftan dalgalar döver. Dikdörtgen biçimindedir. Hapishaneyi oluşturan İç Kale, 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yüksekliği 22, duvarlarınki 18 metredir. İç Kale’yi çepeçevre kuşatan duvarlar 3 metre kalınlığında olup, muhafızlar için devriye yolu özelliğindedir.”

“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”

*Gaskalılar: (Kaşka ya da Gaşka) eski Anadolu’nun kuzey bölümünde yaşamış savaşçı bir kavim. Gaşkaların Sinop ve Samsun dolaylarında yaşadığı ileri sürülüyor: Gaşka’lar Hantili (M.Ö. 1590–1560) devrinde Fırtına tanrısının kutsal şehirlerinden biri olan Nerik şehrini zaptettiler. (Nerik şehrinin nerede olduğu bilinmiyor.) Başkent Hattuşaş’ın bu devirde suru yoktu. Gaşka istilâsını önlemek için Hantili zamanında Hattuşaş’ın etrafı surla çevrildi. Gaşka’lar Hitit Kralı Tudhaliya III (M.Ö. 1400–1380) devrinde Hitit imparatorluğunun kuzey taraflarını ellerine geçirdiler; başşehri Hattuşaş’ı (bugün Boğazköy) tahrip etti¬ler. Şuppiluliuma I (M.Ö. 1380–1340) dev¬rinde Pala’lar ile birlikte yenilgiye uğradılar.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir