Aşk

aşk

Ortalama bir insan ömrünün 70 yıl olduğunu düşünürsek, bu ömrünün ortalarına gelmişti artık. “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.” dizesindeki gibi yaş otuz beş olmasa da otuzuna merdiven dayamıştı. Bu yaşına kadar çevresinde yaşanan o kadar çok sevgiler, aşklar, üzüntüler, ayrılıklar görmüştü ki yazdığı yazıları bile onlar için yazar olmuştu. Gün gelmişti ki nihayet kendisi için de yazılar, şiirler yazabiliyordu. Sevginin, aşkın üzüntünün, ayrılığın ve daha bu zamana kadar tatmadığı duyguların hepsini tadıyor, bu güzel günlerinin bitmemesi için Rabbine dua ediyordu.

Önceden ona “aşk” nedir, diye sorduklarında ülkemizin bölgelerini sayar gibi sadece kitabî konuşurdu. Ama şimdi ona “Aşk nedir?” diye sorduklarında kalbi hızlı hızlı atar, onu ilk gördüğü günü hatırlar, çakıl taşlarının ve iğde ağacının sesini yeniden kulaklarında duyardı. Belki kelimelerle anlatamazdı ama sadece şunu bilirdi: Aşk, onunla yaptığın her şeydir. Yürümek, konuşmak, yemek yemek, yemek yapmak, sinemaya gitmek, tartışmak hatta kavga etmek… Herhalde kitabî söylemlerinde birisini doğru kılıyordu bunlar. Ona göre “aşk”, “nefes”ti. O olduğunda nefes almak, o olmadığından nefessiz kalmak… Nefesiniz daim olsun!..

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir