Atatürk’ün Mal Varlığı ve Mirası

1937 yılı mayıs ayında M.Kemal genel sekreteri Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırır ve yapacağı gezi sonrası çiftliklerin ve müesseselerin hazineye devredilmesi konusunun bir an önce halledilmesini ister.

M. Kemal’in devletten aldığı maaş ve tahsisattan başka geliri yoktur. Emekli maaşı ile birlikte üzerine olan maaşları İş Bankası’nda ayrı bir hesapta toplanıyordu. (Gazilik ve mareşallikle birlikte vekillik emekli aylıkları toplamı aylık 150 lira civarındadır. Bu paraya hiç dokunmamış ve vefat ettiğinde hesabında 19.566 lira biriktiği görülmüştür.)

Büyük Taarruz devam ederken Hindistan’dan şahsına gönderilen yaklaşık 600 bin liralık yardımın 500 bin lirasını ordunun ihtiyaçları ve yıkılan şehirlerin yeniden inşasını tamamlamak için ayırmıştır. Zaferin kazanılmasının ardından geri verilen bu paranın 250 bin liralık kısmıyla İş Bankası’nın temellerini atmıştır. Geri kalan kısmı ile çiftlikler, zirai çalışmalar, bahçeler alınarak bu işlemlerle bizzat kendisi uğraşmıştır.

Özellikle Ankara’da kurulan çiftlikte zamanın modern usulleriyle birçok ürün yetiştiriliyor ve halka oldukça ucuz fiyata satılıyordu. Neler yoktu ki; pastörize süt, tereyağı, peynir, yoğurt, meyve fideleri vs. Çorak Ankara toprakları büyük bir hızla yeşillendirilmeye başlanmıştı.

Eski Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın Türkiye vatandaşlığına girmesiyle CHP’ye bağışladığı 900 bin lira civarındaki para ve iş Bankası’nda ki hisse senetleri de iş Bankası’nda 2 numaralı hesapta muhafaza edilmekteydi.( Atatürk bu hesaptan şahsı için tek kuruşluk harcama yapmamıştır)

10 Kasım 1938’de vefat ettiğinde mal varlığının değeri tahmini olarak aşağıdaki kadardır:

-Emekli Hesabı; 19.566 Lira, -4 numaralı hesap: 73.019 lira, – 2 numaralı hesap: 1.519.892 Lira, -İş Bankası hisse senedi: 119.694 Lira, – çeşitli diğer hisseler: 25.125 lira.

Gelelim tekrar 1937 Mayısına. Genel sekreter Soyak’ı çağırır ve tüm bu yukarıda bahsedilen değerde olan her türlü taşınır ve taşınmaz demirbaş, tesisat, hayvanatın devlet hazinesine teslimi için gereken işlemlerin başlamasını emreder.

Teslim edilen taşınmazları sayarsak üç-beş sayfa ayırmamız gerekir. Sözgelimi; 700 dönüm ağaç fidanlığı, 220 dönüm zeytinlik, 155 bin dönümlük arazi, 45 daire, 6 mandıra, 4 lokanta, gazoz ve soda fabrikası vb. gibi.

Yani tüm bu milyonlarla ifade dilen mal varlığı parti adına değil devlet hazinesine vakfedilmiştir. Ağustos 1938’de ise son vasiyetnamesini tebliğ eder hasta yatağında. Hazineye vakfettiği tüm malvarlığı haricinde kalan şahsi hisseleri ve maaşı için şu şartları yazdırır:

1- Nutuk ve iş Bankası hisse senetlerinin kendisine düşen kısmından yaşadıkları müddetçe; Makbule’ye ayda 1000, afet’e 800, Sabiha’ya 600, Ülkü’ye 200 ve Rukiye ile Nebile’ye 100’er lira verilecektir.

2- Sabiha ‘ya bir ev alacak kadar para ayrılacaktır.

3- Makbule yaşadıkça Ankara’da oturduğu ev emrinde kalacaktır.( Kız kardeşine yaşadığı müddetçe bırakıyor)

4- İsmet inönü’nün çocuklarının yurt dışı tahsilleri için gereken yardım yapılacaktır.

5-  Geri kalan para ise yarı yarıya Türk Tarih Kurumu ve Dil Kurumu’na aktarılacaktır.

Gelelim sadede, tüm mal varlığını hazineye ve kurduğu kurumlara bağışlayan, öz kardeşi için bile oturacağı daireyi yaşadığı müddetçe emrine veren Mustafa Kemal için yapılan parasal eleştiriler cahilliğin ötesine geçmez. Kulaktan dolma bilgileri ve google amcanın her söylediğini doğru kabul eden yeni nesil araştırmacı insan tipimiz için kitap okumak ve kaynak taraması yapmak nerdeyse lüzumsuz hale geldi maalesef. İsteyen arkadaşlarımız tüm bu bilgilerin daha ayrıntılı dökümünü Atatürk’ün vefatına kadar genel sekreterliğini ve özel kalem müdürlüğünü yapan Hasan Rıza Soyak’ın Yapı Kredi Yayınlarından çıkan “ Atatürk’ten Hatıralar” kitabında bulabilirler.

Yani ezcümle; illa Atatürk’e bir yerlerden vurmaya çalışıyorsanız, vurulacak yer emin olun burası değil! Diktatör diye tarif edilen bir şahsın tüm mal varlığını daha vefat etmeden hazineye bağışladığı nerde görülmüş? Yoksa başka farklı ülkelerde gizli hesapları mı vardı dersiniz? Vallahi, orasını ve günümüzle kıyaslamasını takdirinize bırakıyorum…

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 3 tane yorum yapılmış.

  1. Gökhan diyor ki:

    Peki bu masumane anlayışınıza o iki sayfalık arazi çiftlik hayvan fabrika ve banka hisseleri gibi taşınmazların nasıl alındığına da bi kaç cümle yazarmısınız beyefendi
    Ölen bi adam on malı zaten çocuğu yoksa devlete kalır
    O sayılan isimler evlatlık besleme
    He bide acaba memleket sorunlarından başını kaldıramayan m Kemal ticaret mi yapıyordu yoksa

    • Serkan Çetin diyor ki:

      “ölen adam”, “evlatlık besleme” gibi tabirlerinizen de anlaşılacağı üzere ne yazsak, ne söylesek örmüş olduğunuz ön yargı duvarını aşmak mümkün değil. Ölen adamın çocuğu yoksa değil, yasal varisi yoksa mirası devlete kalır. Kardeşi henüz hayattadır ve istese tüm servetini kendisine ve ailesine bırakabilir. Vefat ettiğinde söz konusu mirası ailesine değil de millete bıraktığına göre kendi şahsi malı olarak görmediği açıktır. Ama siz kara çalmak için yola çıktığınızdan ne desek boş. Siz en iyisi K. Mısırlıoğlu, M. Armağan ekolünden gidenlerin dergilerini okuyun, üsluplarını beğenin. eskilerin deyimiyle; ” Üslubu beyan; aynıyla insan”…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir