Ata’ya Selam

Senin yokluğunda geçen tam 75 yıl. Üç çeyrek asır, 27375 gün 657 bin saat ve bilemiyorum şimdi kaçıncı dakika. Sen yoksun. Yokluğuna alışmak, seni özlememek elbette mümkün değil. Ancak boynum dik. Bilirdin seni özleyeceğimizi. Bilirdin seni köşe bucak arayacağımızı. Sırf bunun için söylemiştin:“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” sözlerini.
Hep çok önceden bilirdin başımıza gelecekleri…
Çok iyi biliyorum seni neden anlamamız gerektiğini.
“Seni anlamak” sadece iki sözcükle dile gelen bu söylem öylesine derin,öylesine zengin…

Sen,
Okuyalım diye mektepler açan
Çalışalım diye fabrikalar kuran
Köylüyü milletin efendisi yapan
Sanata ve sanatçıya en derin sevgileri besleyen
Resim ve heykel sergileri açan
Balolarda büyük bir zarafetle Cumhuriyet kadınlarını dansa kaldıran
Dilimizi, tarihimizi daha iyi öğrenelim diye kurumlar açtıran,
Muhasır medeniyet yolunun eğitim olduğuna inanan

Sen,
Bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve her köşesi bilfiil işgal edilmiş bir ülkeden çağdaş bir cumhuriyet kuran
Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olan düşmanlara kafa tutmaktan korkmayan
İlhamlarını gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayatın içinden alan,
Aklın ve bilimin ışığındaki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şeyhler, müritler ve meczuplar memleketi olamayacağına inanan
Yurtta barış, dünyada barış diyerek savaş çığırtkanlıkları yapmayan
Bir çınar kesilmesin diye koca konağı yerinden taşıtan
maddi ve manevi tüm varlığını ulusuna adayan

Sen,
Büyük insan.
Ne kadar anlayabildik seni?

Atatürk’ü anlamak en çok gençlere düşmekte. Atatürk’ü anlamak, onun ilkeleri ışığında, onun çizdiği çağdaşlık ve medeniyet yolunda yılmadan yürümekle mümkündür. Ufkunuz geniş, hedefiniz büyük ve yolunuz cumhuriyet olduktan sonra onun karşısına her zaman başınız dik çıkabilirsiniz. Çünkü siz, onun hitabesinde bahsettiği gençliksiniz.

Akılcı ve yaratıcı düşünen, kendine güvenen ve sorumluluk sahibi özgür bireylerin oluşturduğu çağdaş, onun kendi ifadesiyle “muasır medeniyet seviyesini yakalayıp onu aşan” bir toplum yaratmayı amaçlayan Atatürk’ün özümsenmesi, onun devlet ve toplum hayatına getirdiği ilkelerin dogmatik değil, akılcılığa ve bilimselliğe dayalı bir şekilde öğretilmesiyle mümkündür ancak.
Onu anlatmak en çok bize düşüyor. Yarınlar bizim omuzlarımızda… Nasıl teslim almışsak bayrağı öyle teslim etmeliyiz yarınlara.
Sevgili Ata’m, huzurunda bir kez daha tekrarlıyorum:
Açtığın yolda
Gösterdiğin hedefe
Durmadan yürüyeceğime
Ant içerim

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir