Attila İlhan

atilla-ilhan

İzmir’in Menemen ilçesinde yeni cumhuriyetimizin taze tomurcuklandığı 1925 yılında doğdu. Daha lise birinci sınıftayken sevgilisine yazdığı Nazım Hikmet şiiri sebebiyle hapishanelerin soğuk yüzüyle 16’sında tanıştı. Lise son sınıfta amcasının kendisinden habersiz bir şekilde onun şiirini gönderip katıldığı CHP’nin açmış olduğu yarışmada Cahit Sıktı Tarancı’nın ardından Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikinci olmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Üniversitede iken “Yığın” ve “Gün” gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlandı. 1948 yılında ilk şiir kitabı “Duvar” yayımlandı. 1948 yılındayken Nazım Hikmet’i kurtarmak için ilk kez Paris’e gitti. Paris’i, Paris’ken görme fırsatı yakaladı. Onun eserlerinde Paris önemli bir yer tutmaktadır. 1950’li yıllarda polisle başı çok fazla derde girmiştir. Bu dönemde İstanbul, İzmir ve Paris arasında sürekli gidip gelmiştir. Ayrıca 1951 yılında Paris’teyken Marksizm’le tanışmıştır. 1953 yılında ise sinema eleştirileri de kaleme almıştır. 1957’de askerden geldikten sonra Ali Kaptanoğlu adıyla on beşe yakın senaryo yazdı. 1960’da babasının ölümüyle birlikte İzmir’e geri döndü. Sekiz yıl İzmir’de yaşadı. Burada “Yasak Sevişmek”, “Aynanın İçindekiler”, “Bıçağın Ucu” kitapları yayımlandı. 1968’de evlendi ve on beş yıl evli kaldı. 1973’te Bilgi Yayınevinin danışmanlığını üstlenmiş ve bu sebeple Ankara’ya yerleşmiştir. “Sırtlan Payı”, “Yaraya Tuz Basmak” ve “Fena Halde Leman” adlı eserlerini burada kaleme almıştır. “Fena Halde Leman” adlı romanını bitirdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Milliyet gazetesi, Güneş gazetesi ve Meydan gazetesinde yazılar yazdı. En son olarak 1996’dan 2005’e kadar Cumhuriyet gazetesinde yazılarını yayımladı. 11 Ekim 2005’te geçirdiği kalp krizi sonucu İstanbul’daki evinde hayata gözlerini yumdu.

Yukarıdaki bölümde büyük ustanın hayatını kısaca anlatmaya çalıştık. Onun hayatını anlatmaya sahifeler yetmez tabiî ki. Biz sadece kısa bir kronoloji vermeye çalıştık. Şimdi gelelim büyük ustanın edebî kişiliğine:

O, ilk romanı “Sokaktaki Adam”ı yazdığında on tane roman bitirmişti. Ama onların hiçbirisini yayımlamadı. Çünkü o biliyordu ki yazarların ilk romanları, yazarların kendini anlattığı romanlardır ve bunlar ancak “günlük” niteliğindedir. Romancılık bu değildir ona göre de. O, şiirlerinde her konuyu işlemiştir. Yarışmaya katılıp ödül aldıktan sonra genellikle kahramanlık yazıları kaleme alıyor. Namık Kemal vatanı orada doğduğu, büyüdüğü için oradan faydalandığı için sever. Attila İlhan ise vatanın bir parçası olduğumuz için vatanı sever. Yani vatanla kendini bütünleştirir ve içten bir bağ kurar.

Garip akımına şiddetle karşı çıkar. 1940’larda “Mavi” adlı dergiyi çıkarır arkadaşları ile. Bu karşı çıkıştan dolayı Attila İlhan’ı “İkinci Yeni”nin öncülerinden sayılırlar. Ama Attila İlhan, hem Birinci Yeni (Garip) Hareketinin hem de İkinci Yeni Hareketi’nin şiirimiz yozlaştırdığını ifade etmiştir.

Attila İlhan’ın şiirlerinde daha çok iki yön vardır. Birincisi toplumcu gerçekçilik ikincisi ise romantizmdir. O, toplumsal gerçekçiliği şöyle anlatır: “Toplumsal gerçekçilik, ülkemizin ve ulusumuzun bütün sorunlarını, toplumsal ve tarihsel bir görüş açısından bilimsel olarak görüp, en uygun ve en yeni estetik biçimler içersinde yansıtmaya çalışan bir sanat yöntemidir. Toplumsal gerçekçilik geçmiş çağlarımızın başarılı eserlerini koşulları içersinde değerlendirmeyi ve bu eserlerden gereğince faydalanmayı; gerek halk edebiyatımızın gerekse divan edebiyatımızın geleneğini iyice inceleyip anlamayı benimsediği; ulusal koşullarımıza en uygun sanat bileşimini vermeyi düşündüğü için Millî; sanatın toplumsal bir amacı olduğuna ve amacın Mustafa Kemal’in tanımladığı anlamda ‘memleketin ve milletin gerçek saadet ve imarına çalışmak’ olduğuna inandığı için Milliyetçi; alaturka ve Osmanlı geleneğinin terk edilerek ulusal koşullar içersinde batılı sanata ait estetik kavramların geliştirilmesine çalıştığı ve Türk sanatının batı estetiği içinde bir değer olabilmesini amaç edindiği için Batılı; memleketin ve milletin gerçek saadet ve imarına çalışmasının ancak toplumsal bir platform ve programla girişilecek toplumsal eylemlerle gerçekleşebileceğine ve bunda ulusun büyük çoğunluğunu meydana getiren işçiler, köylüler, yoksul şehirliler ve aydınlara büyük işler düşeceğine ve bu yolda sanatın yol gösterici bir görevi olduğuna inandığı için toplumsal; toplumsal gerçekler ne kadar acı ve ne kadar yıkıcı olursa olsun, ulusumuzun ve ülkemizin mutlu geleceğine inandığı için iyimser ve aydınlık bir sanat tutumudur.” Attila İlhan, estetik endişeyle toplumsal problemlerin birleştiği milli, milliyetçi ve batılı bir sanattan yanadır. O, şiirimizin modern bir vizyondan koparak kırsallaştığını düşündüğü bir dönemde kente, büyük şehir yaşamına dair şiirler kaleme almaya başlamıştır. Burada işte yavaş yavaş bireyselliği ön plana çıkarmaya başlamıştır. Büyük kentlerde yaşayan insanların sıkıntılarını, imkansız aşklarını, sıkışmışlıklarını, gerilimlerini şiirlerine aktarır. Şiirlerindeki romantizm ise bu bireyselliğe ulaştıktan sonra gelir.

Bazı edebiyat eleştirmenleri tarafından imla ve noktalama kurallarını bozuyor, kendine göre yeni bir imla ve noktalama getiriyor eleştirileri yöneltilmişti kendisine. Ayrıca şiir kitaplarının sonraki baskılarında şiirleri anlaşılmadığından açıklama yapması gerekmiştir gibi eleştirilere maruz kalmıştır.

Hangi eleştirilere maruz kalırsa kalsın Attila İlhan büyük bir sanatçı ve düşün adamıdır. Son zamanlarda TRT 2’de “Zaman Tüneline Yolculuk” adlı bir program yapmış ve orada da halkı aydınlatmaya çalışmıştır. Hayatının son demlerinde katıldığı televizyon programları -özellikle Ceviz Kabuğu- büyük bir seyirci kitlesine ulaşmıştır. Hem solcular, hem sağcılar onu konuşmaları ile takdir etmiştir. Gençliğinde onu hem sağcılar sevmemiştir. Çünkü o toplumcu gerçekçidir. Nazım Hikmet’i sonuna çok sever ve şiirini sonuna kadar destekler. Hem de solcular sevmemiştir. Çünkü o Halk Edebiyatı’na gönül verir. Osmanlıyı ve Osmanlıcayı savunur. Bazen yazılarında karakterlerini Osmanlıca bile konuşturur.

Sonuç olarak Attila İlhan; Türk şiir tarihinde, çok boyutlu arayışlara yönelmiş, şiirsel zenginliği, hem dil, hem de imaj seviyesinde kendi sistemi içerisinde oluşturabilmiş nadir şairlerdendir. Onun şiir poetikasını, kendi yaşantısı, düşünceleri ve arayışları ile de açıklamak mümkündür. Yazdığı 50’ye yakın kitap gözden geçirilirse, denilebilir ki, bir düşünce adamı olan Attila İlhan, düşüncelerini ve kendisini; bir edebî form içerisinde, bazen de şiirle anlatma ihtiyacını yaşamıştır.

Bugün Büyük Usta Attila İlhan’ın ölümünün dokuzuncu yılı. Onu saygı ve rahmetle anıyor, bu kısacık yazıyı ona ithaf ediyorum…

 

Not 1: Son olarak yazının sonuna onun hangi eserlerini size tavsiye etmeliyim diye bir düşündüm ve işin içinden çıkamadım. Bence siz bütün eserlerini okuyun…

 

Not 2: Bu yazıda Doç. Dr. Yakup Çelik’in “Attila İlhan Şiiri” adlı yazısından yararlanılmıştır.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir