Avrupalıların Baharat Anlayışı

Tarihler 1194’ü gösterdiğinde İngiltere kralı 1.Richard’ı(Aslan Yürekli Richard) ziyaret eden İskoçya kralına, konukseverliğin sınırsızlığını göstermek amacıyla her gün birer kilo karabiber ve tarçın sunulmuş. Elbette bu miktar günlük yenebilinecek miktarın çok üzerindedir ancak önemli olan gösteriş ve güç simgesi olarak tarçın ve karabiberin varlığıdır.

Baharatlar sadece tadından dolayı önemsenmez, aynı zamanda törensel bir rolleri de vardır. İnsanlar birbirlerine adeta mücevher sunar gibi baharat hediye ederler, kıymetli eşya gibi baharat koleksiyonu yaparlardı.

Baharatın bir diğer kulanım alanı ise içeceklerdir. Ortaçağ şaraplarında üzüm suyunun tadından ziyade baharat tadı daha keskindir. Şaraplar da tıpkı çaylar gibi baharatlarla birlikte kaynatılıp süzüldükten sonra içilirdi.

Kimi kaynaklarda baharatın kullanımının esas kaynağının etin saklanması olarak bahsedilir. Konserveleme tekniğinin eksikliğinden kaynaklanan bu problemi çözmek için karabiber ve diğer baharatların kullanıldığı savunulur. Aslında bunun mantıklı bir açıklama olduğu söylenemez. Çünkü baharat Hindistan’dan ithal edilir ve ortaçağ’ın en değerli mallarıdır. Dolayısıyla üst tabakaya özgü bir ayrıcalıktır. Ve zaten halkın yoksul kesimleri yerel otlarla da bu işlemleri yapılabiliyorlardı. Etin bozulmaması için de ayrıca tuz kullanılıyordu.

ziyafetBu ara tartışma sonrası baharatın serüvenine devam edelim. Ortaçağ insanının gözünde baharat adeta efsanevi bir dünya habercisidir. Karabiberin cennete yakın bir yerde yetiştiğine inanılırdı ayrıca zencefil ve tarçının ise Nil nehrinden balıkçılar tarafından ağlarla çıkarıldığı inancı yaygındı. Nil Nehri’ne ise bu baharatların cennetten taşındığı tasavvur edilirdi. Bu dönemde yaşayan yazar ve şairlerin büyük kısmı cenneti tasvir ederken baharat kokularını eksik etmezlerdi.

Önce gösterişle sunulan ardından da afiyetle yenilen baharatlar aristokrat kesimin aynı zamanda statülerini ve güç göstergelerini de ortaya koyardı. Örneğin ziyafet sırasında sunulan karabiber konukların sümüklerini ne kadar azdırırsa ev sahibine duyulan saygı bir o kadar artardı. Hükümdarlar birbirlerine karabiber armağan eder, bazen ödemeleri altın yerine karabiberle bile yaparlardı.

VenedikHint kökenli baharatların Avrupa’ya girişi İtalya üzerinden olurdu. Venedik, Avrupa’nın ana limanı konumundaydı. Ve en muhteşem dönemini karabiberin de en çok tüketildiği 12. Ve 17. yy. arasında yaşamıştı. Zamanla zenginleşen Venedikli tüccarlar baharat ticaretinden kazandıkları paralarla devasa mermer saraylar ve köşkler inşa etmişlerdir.vascodegama

kolombTicaret yollarının Türklerin eline geçmesi ise baharat vergilerinin artmasına ve de doğal olarak baharatların  fiyatının daha da artmasına neden olmuştu. Kolomb ve Vasco da Gama gibi denizcileri okyanuslara iten temel etken de daha ucuza baharatlara ulaşma isteğiydi. Portekizliler Vasco da Gama sayesinde baharat ticaretini ele geçirince, Venediklilerin tahtına kendileri oturmuşlardır. 16.yy Portekiz kralı, “Baharata Hükmeden Kral” olarak anılırdı.

Baharatın kültürel önemi aslında Ortaçağ’a özgüdür, zamanla önemini yitirir. Yemek anlayışı, damak tatları değişir, her şeyden önemlisi ise baharatlara ulaşmak eskisi kadar zor değildir.  Ve tabiî ki bir başka can alıcı neden ise yeni hazların ve tatların ortaya çıkmasıdır: Kahve, çay, çikolata, şeker ve diğer keyif verici maddeler gibi…

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir