Benim Ablam Bir Tuhaf

Öykü yazmak öyle kolay değildir. Öykü yazan herkes çok iyi bilir ki yaşanılan anları anlatan sözcükler zihinde durmaz olur, her biri ak kağıdın üstüne atılıp durur. Söze dökülmüş yaşanmışlıklar, kurmacalar o öykünün içinde yer almak, okunmak ister. Öyküyü yazan kişinin en büyük sıkıntısı da işte bu hoyratça savrulan sözcükleri seçmek onları bir inci dizisi gibi tümceler halinde yazıya geçirmektir. İnci dizisi gibi sözcükleri ardı sıra sıralamak da yetmez. Bir derdi olması gerekir anlatılanın.

Kullandığı dilin lezzetinin farkında olan, onu derdini anlatabilmek için tek araç olarak kullanan Hülya Kibaroğlu “Benim Ablam Bir Tuhaf” adlı yapıtıyla dilimizin en iyi çocuk kitaplarından birini kaleme almış.

Benim Ablam Bir Tuhaf

  • Yılların birikimini öyküsüne döken Kibaroğlu, öyküsünde insanı doğayla barıştırıyor. Aile içi iletişimi olumsuzu değil de olumluyu göstererek anlatan Kibaroğlu yanlışı değil de ilk önce doğruyu gösteriyor. Hayvanları ve onların özelliklerini okuyucuya dikte etmeden onlarla benzerliklerimiz doğrultusunda anlatan Kibaroğlu, doğadan ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım doğadan hiçbir zaman kopamayacağımız savının altını da çiziyor.
  • Yedi yaşından on iki yaşına kadar tüm çocukların severek okuyabileceği yapıtın arka kapağında kitabı tanıtan şu sözler yer alıyor:

“Gediz’in ablası gerçekten biraz tuhaf!

Kimselere benzemiyor. Hayvanları çok seviyor ve ansiklopedilerdeki her şeyi biliyor. Gediz’i de çok seviyor ama ona sürekli tuhaf isimlerle sesleniyor. Kendisine böyle lakaplar takılmasından hiç hoşlanmayan Gediz ablasını bu huyundan vazgeçirebilecek mi?”

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan yapıt, Zeynep Özatalay tarafından resimlenmiş.

İçeriği konusunda hiçbir endişe duymaksızın tüm yetişkinler bu kitabı çocuklarına okutabilirler.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir