Bir Korku Denemesi: Sessiz Çığlık

Bu saate kadar çalışılır mı? Off, bıktım!” dedi Öykü Hanım. Evinin kapısından içeriye adımını attığında saat 10’u geçmişti. Evdeki karanlık ve sessizlik içini ürpertiyordu. Bir an durdu, evde birinin olabileceği ihtimaline karşı evi şöyle bir süzdü. Ne olabilir ki diye düşündü ve ışığa yöneldi. Işığı yaktığı anda içi de aydınlanmıştı sanki ama yine de içinde bir yerlerde şüphe vardı. İşte o şüphe içini kemirmeye başlamıştı. Nasıl geçecekti bu gece, diye düşündü.

Bir an önce yatağına gitmek ve yorganına sarılmak istiyordu. Bunun için önce lavaboya yöneldi. Aynada uzun süre kendine baktı. Saçlarını düzeltti, yüzünü temizledi. Tekrar aynaya baktığında arkasında bir şey olduğunu gördü. Hızlıca kafasını çevirdi. Bu olay saniyenin onda biri kadar bir süreydi sanki. Arkasını döndüğünde sadece küvetin hafifçe sallanan perdesini gördü. Üşüdüğünü hissetti. Gözü hemen banyosunun penceresine kaydı. Bir büyük boy atlas ebatında olan penceresinin hafif aralık olduğunu gördü. Hızlıca penceresini kapattı. Dişlerini fırçaladı ve tuvaletini yaptıktan sonra hızlı adımlarla odasına yöneldi.

Odasına girdiğinde yatağının başında, vazoda duran patronunun geçen gün aldığı çiçeği gördü. Üzerindeki notu bir daha okudu: “Sen bu çiçeklerden daha güzelsin. Bu çiçekler hayatına yeni bir soluk getirsin. Her günümde sen varsın.”

Hafifçe gülümsedi. Yerde olan ve ona küçüklüğünden beri huzur veren pembe pijamalarını giydi ama yerde pijamasının altındaki tehlikeyi fark etmedi.

Evine adımını attığı ilk andan itibaren yapmak istediği tek şey olan yorganına sarılmayı gerçekleştirdiği için içine biraz huzur doldu. Üzerine aldığı yorgana sıkıca sarılarak yorganını kafasına kadar çekti. Şimdi kendini daha da güvende hissediyordu. Yorganı, dışarıdan gelebilecek bütün tehlikelerden onu koruyacak zannediyordu. Sanki koruyucu bir miğferiydi yorganı onun. Duyduğu bu güvenle birlikte her zaman tetikte olan kendini koruma içgüdüsü yavaş yavaş kendini uykunun tatlı sıcaklığına bırakıyordu.

Gevşemişti… Sıcaktı… Uyuyordu…

Aradan bir saat bile geçmemişti. Saçlarının kaşındığını hissetti. İsteksizce elini saçlarına götürdü ve parmaklarını saçlarında gezdirdi. Aradan bir dakika daha geçmemişti ki kolunun kaşındığını hissetti. Hızlıca kolunu kaşıdı. Ne oluyordu? Anlam veremedi olanlara. Kahretsin, tatlı uykusundan uyanmak istemiyordu. Bacağını oynatmak istemişti istemsizce ama yapamadı. Bu sefer isteyerek yapmaya çalıştı ama yine olmadı. Gözünü açmak istemiyordu. Korkuyu hissetti ayak uçlarında.

Daha sonra kollarını oynatmayı denedi ama kolları da cevap vermiyordu artık beyninin hareket et emirlerine. Gözünü açtı nihayetinde hafifçe. Vücudunun üstünde beyaz bir örtü gördü. Ona huzur veren yorganını hatırladı hemen. Siyah desenleri olan kırmızı bir yorgandı kendisininki. Korku bütün vücudunu kaplamıştı. Gözünü tam olarak açtığında karşısında iri, siyah ve daha önce hiç görmediği şekilde tüyleri olan, üstü grimsi örümceği gördü. Örümceği görür görmez çığlık atmaya çalıştı ama sesi çıkmıyordu. Karabasan olarak düşündü ama değildi. Kafasını sağa sola çevirdi. Bağırmaya çalıştı tekrar, yine sesi çıkmadı. Kafasını sallayabiliyordu sadece. Örümceklerin ağları bütün vücudunu sarmıştı çünkü.

Kafasını can havliyle sağa doğru çevirdiğinde patronun aldığı çiçekleri gördü. Çiçeklerden başlıyordu ağın ucu ve çiçeklerin yapraklarından, sapından ve her yerinden yüzlerce örümcek ona doğru geliyordu. Başını hafifçe kaldırdığında üzerinde olan örümcekleri asıl o zaman gördü. Bağırmaya çalışıyordu yine. Çünkü tek yapabileceği bağırmaktı artık.

Yüzlerce hatta binlerce örümcek, ağlarını hızlıca örüyordu. Boğazına kadar geldi ağlar. Nihayet bağırdı. Tekrar bağırdı ve tekrar. Örümceğin bir tanesi yüzüne gelmişti artık. Gözüyle takip edebiliyordu sadece örümcekleri. Örümcek durdu, sağa sola baktı ve doğruca burnuna yöneldi. Ardından diğeri ve diğeri. Çığlıklar yankılanıyordu dört bir tarafta ama gelen giden kimse yoktu. Bu arada iki kulağına da örümcekler girmeye çalışıyordu. Çığlık atmak için tekrar ağzını açtığında onlarca örümcek girdi ağzına. Ses kesildi… Zaman durdu…

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 4 tane yorum yapılmış.

  1. Sınıf Öğretmeni diyor ki:

    Hikayenin özellikle sonu soluksuz olmuş.Bayanların okumaması tavsiye olunur…

  2. yücel diyor ki:

    Güzel, ilginç. Başlarda içimden”Aaa filmlerdeki gibi mi olacak?” dedirtti bana. Ama sonu güzel ve farklı bağlanmış.

    Şu var ki “korku” kelimesinin kullanılmadığı bir “korku” hikayesi daha şık olurdu.

  3. Eleştirilerin için teşekkür ediyorum Yücel. Senden öykü konusunda “geçer not” almak beni sevindirdi. İkinci eleştirinde de sonuna kadar haklısın. Sana katılıyorum. Eğer bu öykü, ilk korku öyküm olmasaydı o başlığı atmazdım. Herkesin, ilk korku öykü denemem olduğunu bilmesi için böyle bir başlık attım.

  4. Yasemin Bayındır diyor ki:

    Bize okumayın demiştiniz ama ben buldum.Gerçekten de bir an korktum ama çok güzeldi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir