Bir Meslek Olarak Yazarlık…

J. J. Russo yazarlık bir meslek halini almadıkça saygınlığını koruyabilir, der. Bir insanın hayatını kazanmak için yazmak zorunda olması başlı başına üzeride düşünülmesi gereken bir konu aslında.Elbette Russo’nun yaşadığı zamandan bu yana çok sular aktı bu köprünün altından. Sularla birlikte yazarlıkta tabi değişti ve gelişti.

Burada özelikle üzerinde durulan yazar kesimi, gazete veya görsel medya aygıtlarında söz sahibi olan ve bir şekilde kamuoyuna yön verebilme imkanına sahip kalem sahipleridir. Tek geçim kaynakları, gazete yazıları veya televizyon programları olan gazeteci sıfatına da sahip olanlar kısaca.

Tam burada işte menfaatlerin devreye girdiğini görüyoruz. Patronun menfaatlerini düşünmek, ticari itibarını düşünmek, ödenecek faturaları düşünmek, taksitleri ve banka borçlarını düşünmek derken kalem bir anda jöle kıvamına gelebiliyor. Yıllarca zıt kutuplarda yer alan bir yazarın, esen rüzgarla nasıl bir anda karşı kampa geçebildiğini hayretle defalarca görmüşüzdür.

Elbette ki düşünceler değişebilir, ancak bu değişim maaş aldığı olduğu gruba göre hal seyri halindeyse başka bir sorun var demektir.

İktidarın egemen olduğu fikri savunmanın hemen her dönemde popüler olduğunu kabul etmek gerekir. Hele bizim gibi arafta (ne batı ne doğuya ait bir ortamda) yetişen aydınların esen rüzgarla yer değiştirmeleri artık olağan hale geldi. Değişmeyen tek şeyin değişmek olduğu fikri, ülkemizde en uç noktalarda yaşanır halde.

Bu noktadan hareketle Russo’nun tezine katılmamak elde değil. Ancak tüm bunları söylerken doğru bildiği gerçekler uğruna hayatını kaybetmeyi göze alan ya da yıllarca hapislerde kalmayı şeref kabul eden aydın insanlarımızı ayrı bir kefeye koymak gerekir. Hangi siyasi düşünceden ya da hangi ideolojik fikirden olursa olsun idealleri uğruna ömürlerini harcayan insanları elbette ayrı tutmalıyız.

Devlet kurumlarıyla göbekten bağlı çok ulusu ve çok ortaklı büyük holdinglerin basın organlarında çalışmak günümüzde yazarların en büyük açmazlarıdır aslında. Yukarıda belirttiğimiz menfaatlerin ön plana çıktığı günümüzde oto sansür uygulamadan, birilerinin çıkarlarını gözetmeden aleni düşünceler yazılabilir mi? Sanırım yavaş yavaş o yöne doğru bir gidişat var. Milyonlarca blog sitelerinde yazan on milyonlarca blogger tamda bu noktada ele alınmalıdır.

Henüz büyük maddi beklentiler olmadan, kendi kendilerini ayakta tutulabilen siteler bir yere kadar dönüşerek ve değişerek devam edecektir. Ve popülaritesinin de giderek arttığı bir başka gerçektir. Peki, özgürlük için yeterli midir? Bunu da bir Türk deyimiyle ortaya koyalım;

“Gün ola harman ola!”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir