Bir Ölür Bin Diriliriz: Dağ

Ali Şeriati “İnsanın Dört Zindanı” kitabında kendi zindanından kurtulan insanı şöyle tarif eder: “Aşk, her şeyi bir amaç uğruna elden çıkarmak ve karşılığında hiçbir şey, hiçbir ödül istememektir. Bu büyük bir seçimdir. Ne seçimi? Başka biri yaşasın, bir ideali gerçekleştirsin diye kendine ölümü seçmesi.”

“Panzehir”, “Büşra” gibi uzun metrajlı filmlerin yönetmeni Alper Çağlar’ın hem senaryosunu kaleme aldığı hem de yönettiği “Dağ” filmlerini peş peşe tekrar seyrettikten sonra Türk vatanına ve milletine gönül vermiş kahraman Türk ordusu mensuplarının yaşamını “başka biri yaşasın, bir ideali gerçekleştirsin diye kendine ölüme seçmesi” neticesinde söylediği o muhteşem sözler sadece zihnimde değil bütün damarlarımda dolaşıyordu: “Bir ölür bin diriliriz!”

dağ filmi resimleri

Amerikan filmlerini seyrederken “Biz niçin böyle filmler yapamıyoruz abi?” derdik hep. Bu filmleri gördükten sonra artık bu yakınmaları bir kenara bırakmalıyız. Alper Çağlar yapmış işte ve birkaç eksikliğe rağmen “Dağ” filmleri iyi olmuş. Son saniye ortaya çıkan Amerikan kahramanlığı yerine kendi zindanından kurtulmuş Türk ordusu mensuplarının başkaları için bilinçli olarak ölümü seçmesi kahramanlığını yeğlerim. “Bir ölür bin diriliriz!”

“Dağ” filmleri seyredene vermesi gereken duyguyu sonuna kadar vermiş. Kahramanlarla beraber kah gülüyor, kah hüzünleniyorsunuz. En çok da boğazınız düğümleniyor, gözleriniz doluyor ve bazen de iki damla yaş yanaklarınızdan aşağıya süzülüyor. “Bir ölür bin diriliriz!”

“Dağ 1” de kısa dönem Oğuz (Çağlar Ertuğrul) ile, yaptıkları ile askerliğini uzatmış uzun dönem bir asker Bekir (Ufuk Bayraktar)’in geçit vermeyen karla kaplı bir dağın zirvesinde teröristlerle mücadelesine tanık oluyorsunuz. Her ne kadar Oğuz ve Bekir birbirini sevmese de önce kendilerine sonra birbirine güvenmeyi öğreniyorlar. Alper Çağlar açtığı zaman koridorlarıyla hem Oğuz ve Bekir’in mücadelesine Oğuz’un askere gitmeye karar verme sürecine bizi tanık ediyor. “Bir ölür bin diriliriz!”

“Dağ 2” de Oğuz ve Bekir’in yaşadıklarının üzerinden altı yıl geçmiş ve ikisi de özel kuvvetlere girmişler ve çok gizli bir görev için yedi kişilik bir arama kurtarma timi ile beraber Kuzey Irak’tadırlar. Görevleri gazeteci Ceyda Balaban (Ahu Türkpençe)’ı kurtarmaktır. Görevlerini yerine getirseler de bu sekiz kişilik tim görev mi gönül mü arasında kalırlar. Görevleri olan Ceyda Balaban’ı emin ellere teslim ettikten sonra gönüllerinin sesini de dinlerler. Alper Çağlar bu filmde de zaman koridorlarını kullanarak Bekir ve Oğuz’un özel kuvvetlere girme sürecini ve görevlerinin öncesini bize anlatıyor. “Bir ölür bin diriliriz!”

Alper Çağlar’ın Türk sinemasına katacağı daha çok şey olacağını düşünüyorum. Bu iki filmi peş peşe seyredin ve gururlanın… Unutmadan Dağ 3, 2023’te. “Bir ölür bin diriliriz!”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir