Bir Zamanlar Ankara’da…

of

Yüzlerdeki pişmanlık kalıntılarını, ellerdeki kadehlerle silmeye çalışılan bir sessizlik anında duyuldu Neşet Ertaş’ın insanın içini yakan sesi. “Yalan dünyada” diyordu üstat, “Yalandan yüzüme gülen dünyada.”

Sazın teline her dokunuşla yüreklerine bir sızı daha giriyordu. Konuşmak gelmiyordu hiç birinin aklına. Kulaklarına dolan her tını biraz daha yalnızlaştırıyordu her birini. Güçlü görünseler de, yeniktiler hayata karşı, yorgundular.

Ve tabiat yeniden doğmayı öğretmemişti onlara! Ne günün anlamı vardı o an, ne de mevsimin. “Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın”ı duydukça, daha bir çöktü omuzları. Çevrelerinde hızla akıp giden zamana inat yavaş yavaş yudumladılar acı tesellilerini.

Öfkesini ve sevgisini gözleriyle belli etmeyi atalarından öğrenmiş bir babanın ruhunda kopan zelzeleler kadar doluydu içleri oysa. Ve bir isyandı varoluşları, dört bir yanda yaşanan fast-food aşklara inat! Beraber mutsuz olma hayali kurmanın sahiciliği vardı duruşlarında. 4 kişiydiler. 4 farklı hayat, 4 farklı adam. Ama paylaştıkları ortak tek bir kader! Hayatın, aşkların ve zamanın karşısında duran dört fedai!

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 2 tane yorum yapılmış.

  1. Sadık Bozkurt diyor ki:

    Behzat Ç. ve ekibi bir başkaydı…
    Ömrüm boyunca unutmayacağım bir dizi. Sanki gerçek hayatlarıymış gibi taklitlerden uzak bir şekilde oynadılar ve hayattaki gerçekleri tüm yalınlığıyla göstermeyi başardılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir