Biz Böyle Biliriz Anadolu’yu

ağıtAcının her dildeki tarifi aynıdır ve ayrılığın ve hasretin ve sevdanın.
Anlamanıza gerek yoktur dillerini, dudaklardan dökülen naif tınısından tanırsınız hemencecik. Bundandır her yanık ezgide tüylerimizin diken-diken olması.

Urfa’nın sıra gecelerinden yankılanan gazellerde ki bağrı yanık ses gönül telimizi titretiyorsa eğer, Muş’lu dengbejlerin(halk ozanı) Nârin Kekliği usul-usul içimize işleyip, kocaman bir düğüm bırakıyorsa boğazımızda, atıp önyargılarımızı bir kenara söyleyelim; ne fark eder hangi dilde söylendiği…

Hemşin yaylalarında çalan tulumdan ve Kars’taki âşıkların sazlarına her bir dokunuşundan tanırız biz Anadolu’yu.

ezanSağır ve dilsiz bir çoban gibi sürümüze dalan kartalları anlatırız Bingöl’de Kartal Oyunu’yla, Mersin’de Kırtıl Semahı çekeriz, Sultanahmet’te hep bir ağızdan ilahiler söyleriz. Kırklar Kilisesi’nden yankılanır Süryanice ayinlerimiz. Kadife sesli müezzinlerin okuduğu ezandan tanırız biz Anadolu’yu…

Bazen Kırşehirli Muharrem Ertaş karşılar bizi bozlakla; bazen de Tunceli Hozat’ta dedeler, âşıklar divanıyla. Antalya’da rebetiko dinleriz Meis’li dostlarımızla, biraz onlardan-biraz bizden. Aşukla-Maşuk divanından tanırız biz Anadolu’yu…

macahelMacahel türküleri yankılanır yemyeşil Artvin vadilerinde özgürce ve Harran’dan yanık ağıtlar yükselir dört bir yana. Bursa’da kılıç-kalkan ekibinin şanından ve Mevlana Celaleddin’in umut dergâhından tanırız biz Anadolu’yu…

Kim, hangi güçle sınır koyar anne duasına, böylece gitsek kabul etmez mi Mevlana’nın Farisi kapısına! Ne fark eder ağıtların dili, türkülerin ahengi. Bırakalım artık fitneyi, fesadı, dedikoduyu! Biz böyle biliriz bağrında binlerce kardeşin barındığı yüce Anadolu’yu…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir