Bugün 14 Şubat

Bugün 14 Şubat… Sevgi(liler) Günü…

Herkes gönülden sevdiği kişiyi mutlu etmek için uzun süreden beri düşünüyordur ne alsam diye. Bu soru beyninizin bütün kılcal damarlarını yiyip bitirdikten sonra muhakkak bir şeyler almaya yeltendiniz ve de aldınız. Bugünle ilgili bir sürü komplo teorilerini ya da belki de birtakım haklılık payı olan eleştirileri bir kenara koyarsak insanların çoğu bugünü sevgilisi ile beraber kutlamaya çalışıyor.

Sevgi tohumlarının dünyanın dört bir yanına saçıldığı bugünü içimizden biri olan Sayın Özcan Karabulut, 1996 yılından beri başlatığı “Ankara Öykü Günleri”ni nihayet 2003 yılı Uluslararası PEN Dünya Kongresi’nde “Dünya Öykü Günü” olarak kabul ettirdi. İşte 2003 yılından beri 14 Şubat Dünya Öykü Günü ve 14 Şubat Sevgi(liler) Günü olarak kutlanır.

Edebiyatın dolayısıyla öykünün temel duygularından birisi hiç şüphesiz sevgidir. Öykülerimizin çoğunda sevgi işlenir. Bu sevgi bazen ana babaya, duyulan sevgi; bazen kardeşe akrabaya duyulan sevgi; bazen gönülden bağlanılana duyulan sevgi; bazen de ulaşılmaza duyulan sevgidir.

Her ne olursa olsun insan birilerini sever ya da sevme ihtiyacı duyar. Toplumlarda sevgi ağacının yeşerip gürleşmesi için ise usta öykücümüz Sait Faik, bize yolu göstermiştir: “Dünyayı güzellik kurtaracak / Bir insanı sevmekle başlar her şey!”

Ne kadar olduğu ya da kaç insanın bugünü önemsediği bilinmez ama sevgi duygusunun daha da çok ön plana çıktığı bugünde sadece “sevgiliyi” sevmenin kısır döngüsünden çıkıp “insanları” daha çok sevmenin erdemini yaşarsak hem toplum olarak hem de birey olarak daha mutlu oluruz.

Bizden size kolaylık… Sevginin egemen olduğu Dünya Öykü Günü’nde sevdiklerinize alacağınız alternatif hediye örnekleri:

* Sevgilinize içinde sevgi öyküleri olan öykü kitapları alabilirsiniz.

* Sevgilinize özellikle sevgilinizin sevdiği bir öykü yazarının sevgilinizin adına imzalanmış bir öykü kitabını hediye edebilirsiniz.

* Sevgilinize sevginizi anlatan bir öykü yazabilirsiniz.

* Sevgilinize ilk tanıştığınız günün öyküsünü anlatan bir öykü yazabilirsiniz.

* Sevgilinizin çok sevdiği ya da çok sevdiğiniz bir aşk öyküsünü, fotoğraflarınızla beraber bir tişörte bastırıp bu tişörtü sevgilinize hediye edebilirsiniz.

Bu vesileyle herkesin “Dünya Öykü Günü”nü ve “Dünya Sevgi(liler) Günü”nü kutluyorum ve bu yıl “Dünya Öykü Günü” sebebiyle Necati Tosuner’in kalem aldığı “Dünya Öykü Günü” bildirgesini sizlerle paylaşıyorum:

Nedir öykü?..

İnsanı doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren bir durumun yaşanabilir oluşunu veren, o durumun çekirdeğini, ayrıntısını belirlemeyi ve gerçeklik gerilimini ve duygu yükünü vurgulamayı amaçlamış, kendi başına bağımlı, bir düzyazı türü, bir aktarım aracıdır öykü.

Çocukken, bir toprak testim vardı. İbiğinden üfleyince öterdi. Kuş sesi çıkartırdı bardağa su doldururken. Testinin o yuvarlaklığının sırtıma benzediğini daha biliyor değildim. Daha birçok şeyi biliyor değildim. Sonraları, her şeyi biraz erkence öğrenmek zorunda kalmış olma, beni yazar olmaya yöneltti.

Böyle kendini yazmak, acı çekmek de olsa kalemi kendine batırmak, o içtenlik, inadına gerçeğin üstüne üstüne varmak, bana çok yardım etti.

Yaşamak konusunda da…

***

Bu yüzden, benim için -çoğunlukla- bir dert yanma işi olmuştur öykü yazmak.

Söylenecek bir şey taşımak, söylemeden edemeyiş, söylemiş olmak… Sonra da, söylemeye alışmış olmaktır. Karşımda biri var, -okuyucu. Artık, ona ne söyleyeceğim, söyleyip söylemeyeceğim değildir sorun. Nasıl söyleyeceğimdir. Nasıl söylersem, anlatmak istediğimi gereğince aktarmış olurum?..

Okuyana, anlatılan durumla ilgili hiç değilse bir donatım kazandırabilmektir dileğim. Gerçek, elektrik akımından güçlüdür çarparsa. Duygulanabilmek de çok insanca bir tavırdır. Okuyanda bunu sağlamanın üstesinden gelebilsem, o da bana niçin bir “sağ ol” çakmasın?.. Sanki bu da bana niçin yetmesin?..

***

Bu anlatma isteğinin bir kaçınılmaz sonucu olarak, öykülerimin bazılarında, belirli bir olay ve ona karşı bir tavır söz konusudur. Çünkü, yaşanılmıştır ve ille de anlatılması gereklidir.

Bir de bazı öyküler vardır, küçük bir duygulanımdan yola çıkar, alır seni götürür. Bir olay ağırlığı taşımıyordur. “Öykü zamanı” nerdeyse “bir an”a indirgenmiştir.

Enseye tokat atıp kaçar.

Yazarlığımı birinci tür öykülere borçlu olduğum kesin. Ama ikinci tür öyküleri yazınca daha mutlu olurum.

Evet, kimse bavulunun üstüne başkasının adını yazamaz.

Yazarlık da ne getireceği belli olmayan uzun bir yolculuktur.

Demek ki, dünyanın ekseninin öyle biraz eğri olmasına çok şey borçluyuz…

Yaşadığınız öyküler dilerim güzel bitsin!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir