Büyük Yazarların Küçük Sırları-1

William Shakspeare:

Kendi borçlarını ödemekten çok ödetmekte oldukça titiz davranırdı. En küçük alacaklarını bile mahkemeye vermesiyle ün salmıştı. Eli sıkı bir tefeci olan ozanımız, dostlarına bedel karşılığı sermaye sağlamakla ünlüydü. Shakspeare’in vasiyetnamesinde eşine bıraktığı şey de bu cimriliğin bir sonucu muydu yoksa bir sevgi göstergesi miydi, hala tartışma konusudur.( Eşine en iyi ikinci yatağını bırakmıştır)

Lord Byron:

Britanyalı ünlü ozanın en sıra dışı özelliği hiç kuşkusuz, cinsiyet ayırt etmeksizin yaşadığı aşklar ve çapkınlıklardı. Söylentiye göre Venedik’te kaldığı bir yıl içinde yaklaşık 250 kadınla( ve birkaç erkekle) birlikte olmuştu. Henüz fotoğrafın olmadığı o günlerde uslanmaz aşık Byron, eski aşıklarının hatırasını saklamak adına, cinsel bölgelerden kestiği tüyleri zarflara koymuş ve zarfların üzerlerine kadınların isimlerini yazarmış.

Ünlü yazarın ölümü de yaşamı gibi çalkantılı olmuş. Şair Yunanistan kırsalında ateşli bir hastalığa yakalanır. Doktorlar yüksek ateşe neden olan şeyi çıkarmak adına şakaklarına 12 tane sülük yapıştırırlar ve ishale neden olan hintyağı içiririler. Yaklaşık 2 litre kanı emilen ünlü ozan sadece iki gün dayanabilir ve daha otuz altı yaşında hayata gözlerini yumar.

Honore de Balzac:

Büyük romancılar arasında en şişman olanı. Yazarın sofra adabı mide bulandıran nitelikteydi. Etleri bıçakla direkt ağzına götürür ve etrafa parçalar sıçratırdı. Yine de yüzlerce kadınla ilişki yaşadığı bilinir. Romanlarını yazarken günde elli Türk kahvesi içerdi. Kahvesi önüne gelmediği zamanlarda ise bir avuç kahve çekirdeğini ağzına atar ve çiğnerdi. Kullanmadığı tek uyarıcı tütündü. Tütünün insanı kuvvetten düşürdüğüne inandığı için kullanmadı.

Gençliğinde açlığı en acı şekilde tatmıştı. Küçük bir çatı katında yaşayan yazarın çoğunlukla akşam yemekleri, suya batırılmış bayat ekmekten ibaretti. Şöhreti yakaladıktan sonra da bir aristokrat gibi yaşamayı denedi ve sürekli harcadı. Bu da parasının sürekli bitmesine ve borç içinde yaşamasına neden oldu. Belki de gençken yaşadığı derin açlığın acısını her yemekte ölesiye çıkarmaya çalıştığı için böylesine hırçın bir sofra adabı vardı. Yazar öldüğünde sadece elli bir yaşındaydı…

Devamı gelecek…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir