Büyüklere Masallar Serisi-2: Dr.Kutames’in İntikamı

(Yasal Uyarı: Bu masal bir yıl önce yazılmıştır. Masalda yer alan kişi ve kurumların gerçekle bağlantısı SINIRLIDIR…)

Drazanovich’in kısa sürede elde ettiği başarı karşısında eli iyice rahatlayan Droganero sarayında huzur içinde bir yaşam sürmekteydi. Bu çok marifetli baş danışmanı sayesinde önündeki en büyük bela defedilmişti artık. Toplumda Dr. Kutames’in izlerinin yavaş yavaş silindiğini görmek onu büyük sevinçlere boğuyordu. Kendisi için özel olarak dizayn ettirdiği geniş çalışma ofisinde ileriye yönelik yapacağı atılımların ve dönüşümlerin planlarını yaparken özel kırmızı hattının çaldığını duydu. Arayan en güvendiği adamı, konsey sekreteri Atopis Basharitos’tu.

Yeni baş danışmanın izin almadan bazı dolaplar çevirdiğini içeren bir rapordan bahsediyordu Basharitos. Gömüldüğü koltuktan hızlıca ayağa fırlayan başkan telefonu kapatarak derhal sekreterin odasına yöneldi.

Konsey sekreteri elinde turuncu renkli bir dosya tutuyordu. Üzerinde çok gizli mührü taşıyan bu dosya, hiç kimseye güvenmeyen başkanın özel adamları tarafından hazırlanmıştı. Aceleyle açtı. Saçları ellerinin arasında söylene söylene odasına çekildi.

Raporda her şey ayrıntılı bir biçimde ortadaydı. Dr. Kutames’in hatıralarını yok etmek için kendi eliyle göreve getirdiği baş danışmanı, izni olmadan neler neler yapmıştı. Raporun detaylarını okudukça “nasıl olur, nasıl olur” diye bağırıyor, sinirden yerinde duramıyordu.

Başkanlık emrinde bulunan yardımcıları ve konsey üyelerine acil toplantı çağrısında bulundu. Komşu ülke gezilerinde olanları da dönmeleri için acilen kendisi uyardı. Durum çok acildi.

Toplantının yapılacağı salonda çıt çıkmıyor, herkes sorunun ne olduğunu anlamak için birbirine bakıp yardım bekliyordu adeta. Aramaların tamamlanması ve binada bulunan tüm çalışanların dışarı çıkarılmasının ardından toplantı konsey sekreterinin sunumuyla başladı. Durumun vehametini anlatırken verilen örnekler, yapılan faaliyetlerin amaçları anlatıldıkça konsey üyeleri adeta beyinlerinden vurulmuşa dönmüşlerdi. Ama kendilerinden gizli ve saklı bir biçimde nasıl olurda tüm bunlar yapılabilirdi?

Sözü en son Başkan Gufeti aldı. Yaptığı büyük hatanın farkındaydı ve artık yapabileceği çok fazla bir şey kalmamıştı. Çevresinde oluşturulan sahte danışmanlar ve dalkavuklar yüzünden olan biteni bir türlü anlayamamıştı. Hatta konsey üyelerinin bazılarının da bu faaliyetlerde rol alması en can acıtıcı durumdu. Can evinden vurulmuş bir şekilde durumu özetledi;

“ Arkadaşlar, son sözümü ilk olarak söyleyip sözlerime başlıyorum. Kendi elinden ceza çekenlere kurtuluş yoktur!

Uzakdoğu ziyaretlerimin birinde Nepal kralı ülkesinde yaşanan bir geleneği anlatmıştı. Söylediğine göre, yaklaşık 3000-3500 metre yüksekte yaşayan bir köyde çok ilginç bir gelenek varmış. Köyde bir kişi öldüğünde ilk önce beyaz entari giyen ölü yıkayıcıları ölüyü bir güzel yıkar, daha sonra ise başını gövdesinden ayırırlarmış. Daha sonra cenaze töreninin yapılacağı yere gelince ceset bir masa üzerine yatırılır ve seçilen iki görevli havada uçmakta olan kartal ve akbabaların daha kolay yemeleri için cesedi kendi elleriyle parça parça doğrarlarmış. Ta ki, ceset kuşlar tarafından tamamen temizlenip sadece kemikler kalıncaya kadar. Bu geleneği öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Nedenini sorunca da, bu yükseklikte cesetlerin gömüldüklerinde çürümediklerini ve bu şekilde bulaşıcı hastalıkların önüne geçildiğini öğrenmiştim.

Bu gün gelinen noktada biz, kendi ülkemizi, atalarımızın bin bir yoklukta kurdukları bu devleti, kendi ellerimizle kurda kuşa lime lime teslim etmişiz. Gelinen son nokta işte budur…”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir