Büyüklere Masallar Serisi- Barbarotlar

Zamanın birinde, ismi, koyunlaşmanın en üst noktasına ulaşıldığı için hafızalardan silinmiş bir ülkede mutlu mu mutlu insanlar yaşarmış. Gündelik hayatlarında o kadar mutlularmış ki; kafalarına gökten taş yağsa, ölmeyip hayatta kalanlar hayatta kaldıkları için kırk gün kırk gece eğlenceler düzenlerlermiş.

Geçmişte yaşadıkları perişan durumları, içlerine düştükleri zorlukları bir-bir unutup pembe bir dünyada yaşadıklarına inandırmışlar kendilerini. Başlarına gelen her türlü felakete o kadar hızla adapte olmuşlar ki, kaçınılmaz olan şeylerden zevk alma duyuları gelişmiş, beş duyuya ek olarak. Artık herkes zamanın nasıl öylesine geçtiğini, karanlık vadilerdeki pusuları, araba camlarından faydalanılarak ırzına geçilen kızları, tecavüz sanıklarının hayatlarını merak edip durur olmuş beyaz camlara bakarak. Ancak kendi hayatlarında her hangi bir yardım olmaksızın uğradıkları iffetsizliklerin haddi hesabı yokmuş.

Gel zaman git zaman ismi unutulan ülkede, her türlü hizmete o zamana kadar alışılagelmeyen oranlarda peş-peşe düzeltmeler yapılmış, yöneticilerin dediklerine göre. İnsanlar içtikleri sudan, yedikleri ekmeğe kadar her şeyin fiyatının katlanarak arttığını görmüşler ama yeni edindikleri yetenekleri sayesinde, bundan da zevk almayı başarmışlar.

Geçen onca zamandan sonra artık hiç kimse yapılanlara tepki vermeye vermeye, bu durumları onurlarına yediremeyip feryat eden insanlar da, güzel yetkili mahkemelerde korsanlıkla yargılanmaya başlanmışlar. Artık onların genel bir adı varmış; beyaz camlara çıkan ağzı salyalı aydınlar, sağda solda bağırıp çağıran, hakkını arayan insanları, diğer korsanlarla birlikte ortak bir kampa almışlar sevinçle. Artık hepsinin genel adı, “Barbarot”larmış. Her kim her hangi bir konuya karşı çıkıp sesini yükseltirse hemen çıkıp bağırırlarmış bu salyalılar grubu; barbarotçu bunlar atın, kamplara!

Asırlar sonra bir arkeolojik kazıda kafası beyaz cama gömülü halde sırıtan insan fosillerine rastlamışlar bilim adamları. Bir tarafta midelerinde bulunan yiyeceklerin hala durduğu insanlar bulunmuş, diğer tarafta ise midesi kullanılmaya kullanılmaya yok olan fosillere rastlamışlar. Ve şaşılacak olan asıl şey; tüm bu fosillerin en ufak bir parçaları bile bozulmadan o günlere kadar kalmış, ileridekilere ibret olması için sanki! Buldukları karşısında şaşkınlığa düşen bilim insanları aceleyle keşiflerini aktarmışlar müdürlerine, heyecanla koyunlaşmanın bilimsel kanıtını bulduklarını söylemişler, bilimsel ödüller belirmiş hayallerinde. Ancak müdürlerinden gelen istekle şok olmuşlar. Peşi sıra hepsi farklı yerlere gönderilerek, kazı alanı kapatılmış. Sessizce üstü örtülmüş bulguların.

Çok uzaklara sürülen bir bilim insanı bir fırsatını yakalayıp, müdürlerinden birine ulaşmış ve sormuş, neden bu buluşun üstünün örtüldüğünü. Aldığı yanıtla aslında tarih denen şeyin bir tekrardan ibaret olduğunu anlamış. Şöyle demiş müdürü; valla güzel kardeşim, ben işimi yaptım, politikacıya söyledim. O da büyük bir mutlulukla karşıladı aldığı bilgileri ve olayı örtbas etmemi istedi, ve devam etti:

“Geçmişte bu kadar yedikleri kazığa rağmen, hiç ses çıkarmadan ve büyük destekler vererek yönetilen bir ülke varsa, politikacı olarak benim almam gereken çok ders var demektir!”…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir