Çanakkale Zaferi’nde Mustafa Kemal’in Rolü

“M. Kemal Çanakkale savaşlarında bir ihtiyat subayıdır,yani yedek kuvvettedir ve savaşta yer almamıştır.” Sıkça dile getirilen ve bilgisizlik nedeniyle de oldukça fazla bir kesimin inandığı büyük palavralardan birisidir yukarıya yazılan cümle. Aslına bakarsanız savaşı deniz ve kara savaşları olarak ikiye ayırırsak, deniz savaşlarında karacı bir subayın olmaması herhalde yadırganması gereken bir durum olmasa gerek. (Ancak bugünkü palavraları öngörecek olsa M. Kemal ne yapar eder deniz savunmasında da rol alırdı eminim.)

Kara savunmasında ise söylendiği gibi savaş başladığında 19.Tümen komutanı olarak atanmıştı M. Kemal. Bu tümenin görevi Gelibolu’da bulunan cephelerde bir yarılma olursa yardımcı kuvvet göndermekti, yani M. Kemal yedek kuvvetlerin başındaydı. Kuvvet gönderimi için ise Çanakkale Grup Komutanlığını üstlenen Alman general L. Von Sanders’in kesin izni ve emri gerekiyordu. Tüm bu bilgilerden sonra şunu ekleyelim; Alman general Çanakkale’ye yapılacak çıkartmanın yerini doğru tespit edememiş ve asıl çıkarma yeri olan Gelibolu yarımadasına yeterli asker bırakmamıştır.

Çok uzatmadan M. Kemal’in durumuyla devam edelim. İtilaf güçlerinin çıkartmaya başladığı günün ertesinde yani 25 Nisan 1915’te saat 07.45’te M: Kemal’in ihtiyat subaylığı biter ve M. Kemal fiilen savaşın içinde yer alır.9.Tümen birlikleri Arıburnu’nda düşman çıkartmasında çok zor durumda kalmışlardır ve acilen ihtiyat birliğinden destek isterler, durum vahimdir. M. Kemal’in yapması gereken kendisini üstleri olan kolordu ve ordu komutanlarından gelecek emirleri beklemek olmalıdır. Yapılması gereken odur,  fakat M. Kemal inisiyatif alarak 57. Alay’ı 9.Tümene yardım için izin beklemeden gönderme kararı alır. Tekrar söylemekte fayda var; izin beklemeksizin…

Cezası çok ağır olan emir beklemeden yapılan bu müdahale sonrası savaşın seyrinin değiştiğini sadece biz değil İngiliz resmi tarihide söylüyor. İsterseniz sözü İngiliz Resmi harp tarihine bırakalım;

“Türkler için ne mutludur ki 19. Tümen komutanı, geleceğin reisicumhuru olacak olan M. Kemal’den başkası değildi. Düşmanın Conkbayırı’na ilerleyişini işitir işitmez bunun sahte bir hareket olmadığını anlayıp, bu hücumun Türk savunmasının kalpgahına karşı bir tehdit olduğunu takdir ederek muharebeye bir tabur değil bütün bir alayı birden atamaya karar verdi.”(C.F Aspinall-Oglander/s. 229)

Fazla ayrıntıya boğulmadan Nietziche’den küçük bir alıntıyla bitirelim; “asalakların en önemli sanatı yükselen canların nerede yorulduklarını anlar, acının-umutsuzluğun-ince utancın içinde kurarlar yuvasını. Asalak; büyüklerin küçük yaralı yerlerinde barınır. En yüksek ruhlu olanlar en çok asalağı barındırırlar”

Şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur İngiliz harp tarihini yazanların bile gocunmadan ifade ettikleri gerçekleri bizim sözde tarihçilerin neden gizlemeye çalıştıklarını…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir