Çok Yaşa Ömer Üründül!

Tüm anketlere bakın, istatistikleri inceleyin, ülkemizde yüzde kırkların üzerinde oy almış siyasi liderlerin başta gelen özellikleri, halkın diliyle konuşmaları, halka inebilmeleridir. Yani neymiş, başbakan bakan seçerken, doğru ya da yanlış, en önemli kriterimiz halk adamı olmasıymış!

Tepeden inme konuşan, dili ağır, burnu havada, batılı diliyle “cool” sanatçı ya da oyuncu sevmeyiz mesela. Görünce ‘naber lan’ deyip, yanaklarından şapur-şupur öpebileceğimiz insanlar daha yakın gelir bize. Kemal Sunal’ı sevmemiz, Beyaz’ı ailemizden biri olarak kabullenmemiz hep bu ‘halk adamı olmak’ yüzünden değil midir?

Bir ara Milli Takımlar teknik Direktörü olan Ersun Yanal basın toplantısı yaptığında en çok eleştiriyi yapmış olduğu felsefi açıklamalar yüzünden almıştı. Dünya üçüncüsü yapan Şenol Güneş’i giyiminden ve kurduğu uzun cümlelerden dolayı topa tutmadık mı? Kovduğumuz tüm teknik direktörler Avrupa’da alınmadık kupa bırakmadılar. Del Bosque’ye; dede, Aragones’e; bir ayağı çukurda, Hiddink’e; paragöz,  Löw’e; deneyimsiz, acemi derken aslında bizimle aynı kulvarda olmadıkları, aynı zihin penceresinden dünyaya bakmadıkları için sinir olmadık mı?

Kimi bağrımıza bastık? Sinirlendiğinde fırçalayan, posta koyan, azarlayan Fatih Terim’i. Türk’tü diyeceksiniz. Mustafa Denizli’yi hatırlatırım. Üç büyük takımla şampiyon olan tek teknik adam ama onun da etiketi hazırdı; ‘yeterince disiplinli değildi’, yani iyi güdemiyor dedik açık açık.  Neden Terim? Çünkü bizden biri, halkın içinden gelmiş, felsefesi basit: yanlış yapan olursa kodum mu oturturum! Ya da öyle bir laf sokarım ki, yıllar yılı uğraş ki bünyeden atabilesin!

Tüm bunlar böyle iken, halkın diliyle konuşan, yorumlarını genele göre yapan Ömer Üründül, herkesin dalgasını geçtiği bir kişi olarak yansıtılıyor. Ömer Zulümdür diyenler de var, maç izlemek için yaş haddinden emekli olmasını bekliyorum diyen de!

Sebep! Çok basit konuşuyormuş, yetersizmiş,  yorumları boşmuş. Arkadaş, futbol dediğin bir topu iki kale direği arasından geçirmek değil midir? Topu topu yirmi-otuz kuralı olan bir oyunda nasıl yorumlar bekliyorsunuz? Ne yapsın adam, rüzgâr hızıyla topun yarıçapı arasındaki temel ilişkiyi formülize mi etsin?

Milletvekili seçerken halktan olsun, sanatçı bizden olsun-gerekirse enseye tokat-, teknik direktör uzun cümleler kurmasın, kodumu oturtsun, yorumcuya gelince?

Yok kardeşim, yok! Yorumcuların en hası, herkesin dilinden konuşan Ömer üründül ile maç zevki anlatılmaz yaşanır. Galatasaray UEFA kupası aldığında çıkarttığı sesler dün gibi aklımda. Yanlış anlaşılmasın, dalga geçmek için söylemiyorum. Hangimiz farklı seviniyoruz ki? Gol olunca birbirimizin üstüne atlayan, tanımadığı takımdaşını yumruklayan, gol kaçıran oyuncunun yedi ceddini ziyaret eden biz değil miyiz?

Hiç boşuna nefes tüketmeye gerek yok! Sizleri o enfes sevinciyle baş başa bırakıyorum ve diyorum ki; eueğueueğeueğeuuueğuu… Çok yaşa Ömer Üründül!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir