Dan Brown’dan Bir Kitap: Cehennem

cehennemTüm dünyada çok satan kitaplar listesinin en tepesine her seferinde oturmayı başaran Dan Brown, bu kitabıyla da epeyce bir süre listenin başından inmeyecek gibi görünüyor. Kayıp Sembol’ün üzerinden dört yıl geçtikten sonra gelen bu yapıt, Dan Brown okuyucularının alışkın olduğu tarzda yazılmış bir eser. Okuması oldukça kolay olan, Amerikan aksiyon filmlerinin akıcılığıyla ilerleyen kitap, filmlerde alıştığımız bol reklamlar gibi kısa aralıklarla bölümlere ayrılmış. Bu bölümler sayesinde birkaç sayfa okuyup kitabı bırakabiliyor, sonra yeniden başlayabiliyorsunuz. Yine filmlerden ve modern dizilerden alışkın olduğumuz “flashback” denen geriye dönmelere kitapta oldukça sık rastlıyoruz.

Yine televizyonlardan alıştığımız film ve dizilerin içeriklerine sokuşturulmuş oyuncuların rollerine ekledikleri reklam bölümleri bu kitapta da mevcut. İphone markalı telefonlar, Plume Paris amblemli gözlükler, Volvo araçlar, Dell bilgisayarlar size kitabın içinden göz kırpıyor.

Kitabın arka kapağında yer alan Aya Sofya Müzesi fotoğrafından kitabın İstanbul’u anlatacağını düşünsem de okurken bu noktada biraz hayal kırıklığına uğradım. Çünkü kitabın yaklaşık 300 sayfalık kısmı Floransa için ayrılmışken İstanbul neredeyse 50 sayfalık bir bölümde kitapta yer bulabiliyor. Belki de ülkemizde kitap satışını artırmak için böyle bir yol izlenmiş olabilir.

Elbette her okurun kitaba bakışı farklı olacaktır ancak Dan Brown’ın bu eserinde “yeni” bir şeyler görememek beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Okuyucuya Not: Yazının bundan sonraki bölümlerinde “Cehennem” adlı yapıtın içeriği ile ilgili bilgiler vardır. Kitabı okumayıp okumayı düşünenler bu notu dikkate almalılar.

Dan Brown’ın; Melekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi, Kayıp Sembol gibi kitaplarından tanıdığımız Robert Langdon bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Ancak Robert Langdon, yepyeni bir kahraman gibi sunuluyor bize yazar tarafından. Daha önceden onun hakkında bildiğimiz; makosenleri, Harris ceketi, haki pantolonu, yüzmeyi sevmesi, bekârlığı gibi özelliklerinin tamamını yeniden okuyoruz. Ne yazık ki daha önceki kitaplarda yaşadığı serüvenlerin hiçbiri bu kitapta yer almıyor. Bu durum kitabın hemen başında okuyucunun dikkatini çekiyor. Robert Langdon’un olaylar karşısındaki şaşkınlığı, daha önceden tanıdığınız bu karakterin yaşamaması gereken bir şey deyip, kitaplar arasında bağlantı olmadığını görüyorsunuz.

Cehennem, Dante Alighieri’nin üçlemesinin ilk cildine oldukça çok vurgu yapıyor. Kitabın adı da buradan geliyor zaten: Cehennem.

Cehennem, alışık olduğumuz Dan Brown kitaplarından çok farklı değil. Kitap baştan sona sizi ters köşe yapmaya çalışırken yine sanat tarihçisi ve simgebilimci profesörümüz size oldukça yoğun bir sanat tarihi bilgisi aktarıyor. Yazarın daha önceki kitaplarını okuyan okurlar bu kitapta kimin iyiler kimin kötüler arasında olduğunu, kimlerin taraf değiştirebileceğini oldukça kolay fark edecektir. Her ne kadar yazar son 150 sayfada olayların çözülmesini sağlasa da dikkatli bir okur, Dan Brown’ın daha önceki kitaplarından da yola çıkarak çok kolay tahminler yürütebilecek ve yanılmadığını da görecektir.

Floransa’nın Venedik’in ve İstanbul’un anlatıldığı yapıt, bu kentlerin sanatsal tarihine vurgu da yapıyor. Kentlerin sanatsal tarihlerini profesörümüz bize yanındaki, yine diğer kitaplardan alışkın olduğumuz kendisine hoş duygular besleyen, otuzlu yaşlarındaki kadına anlatırken aktarıyor. Dante’nin yaşamı hakkında da bilgiler veren kitap birçok noktada bizi bilgi bombardımanına tutarken bir yandan da konuyu işlemeye devam ediyor. Rönesans sanatı hakkında epeyce bilgi veren kitap okuyucunun bilgi eksikliğini tamamlamasa da merak uyandırmak adına oldukça başarılı duruyor. Müzelerin ve sanat yapıtlarının anlatımı oldukça ayrıntılı ve akıcı bir şekilde verilmiş.

Dan Brown’ın kitaplarında sıkça rastladığımız örgütlerle bu kitapta da karşılaşıyoruz: Dünya Sağlık Örgütü ve bir çeşit gizli bir yapılanma olan Konsorsiyum. Sağlık örgütü iyi tarafı oynarken Konsorsiyum kötü tarafta yer alıyor. Tabi kitabın sonlarına doğru aslında Konsorsiyum’unda iyi amaçlar için çalışabileceğini görüyoruz.

Kimlerin iyi kimlerin kötü tarafta olduğunu gizlemeye çalışan Amerikan casus filmlerinde olduğu gibi kitap karakterleri de okuyucuyu şüphelendirecek davranışlarda bulunuyor. Ancak daha önce de yazdığım gibi iyiyle kötüyü ayırt etmekte çok zorlanmıyorsunuz.

Kısacık bir özet yapacak olursak:

Robert Longdon’ın bir hastane odasında kâbuslarıyla uyanır. Odasındaki iki doktordan biri olan Sienna Brooks ona vurulduğunu açıklar ve geçici bellek kaybı yaşadığını söyler. Longdon, Floransa’da olduğunu öğrenince çok şaşırır çünkü oraya nasıl geldiğini hatırlamamaktadır.

Genetiğin dâhisi olarak adlandırılan Bertrand Zobris aynı zamanda transhümanizmin de en büyük savunucularından biridir. Zobris, insan nüfusunun çok hızlı bir şekilde arttığını bu hızla artan nüfusa karşılık dünya kaynaklarının çok yakında yetersiz olacağını öngörmektedir. Bu nedenle dünya nüfusunun büyük bir bölümünün yaşamaması gerektiğini düşünür ve bunu sağlamak için de insanların kısırlaşmasına neden olacak olan bir virüs geliştirir. Dante hayranı olan Zobris buluşunu saklamak için Dante’nin Cehennem adlı yapıtının içeriğine atıfta bulunacak bir dizi eylem yapar. Tüm planlarını uygulamak için -sevgilisi Sienna aracılığıyla irtibata geçtiği- Konsorsiyum’un desteğini de alan Zobris tüm hazırlıklarını yaptıktan sonra intihar eder.

IQ seviyesi iki yüzün üzerinde olan Sienna Brooks, kötü bir çocukluk dönemi yaşamış ve insanlar tarafında dışlanmıştır. Keskin zekâsı sayesinde birçok alanda başarılı olmasına karşın kendini sürekli yalnız hissetmiştir. Bu yalnızlığına son veren sevgilisi Zobris’in düşüncelerinden etkilenen Sienna sevgilisinin amaçlarına ulaşması için ona yardımcı olur. Ancak sevgilisinin tam olarak ne planladığından haberi yoktur. Zobris’in intiharının ardından onun planlarının ne olduğunu öğrenen Sienna, buna engel olabilmek için Longdon’a kimliğini gizleyerek yardım eder.

Konsorsiyum’un başındaki kişi olan Amir, şirketin en temel görevi olan bilgi gizliliği ilkesine göre hareket ederek korumaya aldığı kişi Zobris’in amaçlarını gerçekleştirmek için çalışmaktadır. Ancak yaptıklarının yanlış olduğunu fark edince Dünya Sağlık Örgütüne destek olur.

Longton aslında Floransa’ya hastanede uyanmasında iki gün önce, Dünya Sağlık Örgütü’nün başındaki kişi olan Dr. Elizabeth Sinskey ile birlikte gelmiştir. Sinskey, kendisinden bir mührün içindeki Dante’nin cehennemini tasvir eden görüntüyü çözmeleri için yardım etmesini istemiştir.

Longdon, Zobris’in ne amaçladığını öğrenmeye çalışırken kendine kurulan tuzaklardan kaçmaya çalışır. İlk önceleri peşinde Konsorsiyum varken daha sonra Dünya Sağlık Örgütüne bağlı bir grup asker tarafından da kovalanır. Tüm bu süreçte kendine yardım eden Sienna’nın asıl amacının farkında değildir. Floransa’nın sokaklarında başlayan kovalamaca Venedik’e oradan da İstanbul’a uzanır. Yerebatan Sarayına vardıklarında Zobris’in emellerine ulaştıklarını fark ederler.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir