Dan Brown’dan Parlak bir “Başlangıç”

dan-brown-baslangic

Dan Brown’un son kitabı “Başlangıç” bir önceki kitabı olan “Cehennem” deki gibi genç ve dahi bir milyarder etrafında dönen olayları konu alıyor. Önce, kitap hakkında genel görüşlerimle başlamak isterim.

Dan Brown kitaplarının büyük artılarından birisi kolay okunabilir, kısa bölümlerden oluşuyor olması bence. Olay örgüsünü, tarihi yerleri, kişileri, adeta film senaryosu hazırlar gibi yazan yazarımız, senaristlere pek iş bırakmamış. (Yapımcılar derhal Tom Hanks ile yeni rolü için görüşmelere başlamışlardır.) Bir başka artısı isimlerin kısa ve kolay telaffuz edilebilir seçilmesi olmuş. Yine cinayetlerin ve tarihi yapıların kitabın merkezinde olduğunu söylemeye gerek olmasa da Dan Brown, bu kitabında o eski Rönesans mimarisi yerine modern ve post-modern sanatı tercih etmiş.

Bilim açısından da pek çok yeni bilgi kitabın içinde yerini almış. Elon Musk ve rüzgarı da sayfalarda şahsen belirirken, kendisinden esinlenerek ortaya çıkardığını düşündüğüm kahramanı ise fütürist Edmond Kirsh.

Ünlü profesör Robert Langdon yeni gizemleri çözmek üzere eski öğrencisi ve arkadaşı Kirsh’in davetiyle İspanya’ya gider. Sonrasında İspanya’nın hem siyasi hem de kültürel yapısıyla ilgili bilgiler olayların içine harmanlanarak okuyucuya sunulur. Olayların merkezinde hem İspanya monarşisi hem Katolik kilisesi hem de modernleşme karşıtı Palmarian Kilisesi yer alır. Muhafazakar görünen veliaht prensin, agnostik müze müdiresine olan aşkı ise İspanya’nın çelişkilerini temsil eder adeta. Bir yanda engizisyonun merkezi olan Kraliyet sarayı, diğer yanda modern ve post-modern yapıtlarla dolu Guggenheim Müzesi.

sagrada-familiaBu arada sanat eserleri ve mimari güzellikler demişken şunu eklemek isterim: kitabı okuyan hemen herkeste bir İspanya seyahati yapabilme isteği uyanmıştır. Şahsen kitabı okurken pek çok bölümde adı geçen yapıları veya sanat eserlerini araştırma ihtiyacı hissettim. Burada çevirinin de oldukça başarılı olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Diğer kitaplarını da okumuş bir Dan Brown okuyucusu olarak kitabın sonundaki sürprizi ortalarındayken tahmin ettiğimi de söylemek isterim. Aslında olay örgüsünün gidişatını diğer kitaplarından esinlenerek tahmin etmiş olmam yine de heyecan ve gerilimin etkisine asla etki etmedi. Diğer kitaplardakinin aksine beni asıl şaşırtan kitabın da temel konusunu teşkil eden “nereden geldik ve nereye gidiyoruz” sorularına gerçekten mantıklı cevaplar verilmiş olması. Tam aksinin olacağını düşünürken yazar ters köşe yapmış diyebilirim.

Bilimsel pek çok yeniliğin de yoğrulduğu olay örgüsünde: “Turing testi”ni geçen yapay zekaları, “Miller-Urey” ilksel çorba deneyini, entropiyi ve en heyecan verici olan yeni Darwin diye anılan Jeremy England’ı, endosimbiyoz ile hibrid tür fikrine kadar pek çok sürpriz sayfalarda okurları bekliyor.

Yazarımız bu kitabında üç şahsiyeti ön plana çıkarmış. İlki bitmeyen kilise olarak bilinen “Sagrada Familia” nın mimarı Gaudi. Kitabın pek çok yerinde Gaudi mimarisi detaylıca tarif edilirken, kendisinin “doğa organik sanattır” sözü altı çizilesi yerlerden birisi olarak ortaya çıkıyor. İkinci kişi ise Winston Churchill. Aforizmaları ve şifrelenmiş ismiyle Churchill’den de şu alıntı kayda değer: “Başarı, şevkini hiç kaybetmeden bir başarısızlıktan diğerine geçebilme kabiliyetidir.” Son isim ise milyarder Edmond Kirsh için ilham kaynağı olan agnostik İngiliz sanatçı ve şair William Blake.

Kitabı kalemle okuyan okuyuculardansanız, bu kitap tam size göre. İyi okumalar…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir