Dangalakname

Gece taze kahramanlara gebedir ve her gece yeni bir kahraman doğurmayı büyük sancılar içinde geçirir, kim demişse bu sözü doğru mu söylemiş yoksa eğri mi kimse bilemez. Kimseyi de ilgilendirmez aslında eğrisi ya da doğrusu… Eğrinin ve doğrunun zaman ve mekandan bağımsız olarak değişti bir yaşanmışlıkta nesnelleğin ölçütü ile öznelliğin ölçütü birbirine girmiş durumdadır. Biraz özgürlük gibidir. Hani derler ya: “Senin özgürlüğün benim özgürlüğümün başladığı yerde biter.” İşte tam da böyle… Birinin nesnelliği bir başkasının öznelliğinde son bulur ya da tam tersi.

Ne diyorduk? Gece kahramanlara gebeydi demişti birileri… Olsa ne olur? Gece kışından bir kahraman doğursa o kahramana Amerikan film endüstrisi nasılsa donunu ters giydirecek… Şimdi sen gel de bunu Anadolu insanına anlat. Pijamasının üstüne donunu giymiş bir kahraman. Peh!

Ha unutmadan o pijamada Anadolu’dan değildir. Dardır, yapışıktır, tayt denen zımbırtıdır. İçten içe korkar modern Anadolu erkeği o tayt denen illetten. Öyle kadınların kıçını ortaya koyduğundan kendi anası bacısı giyeceği olup ta kıçı başı ortaya çıkacağından da değil. Zamanında kendisine giydirildiğinden korkar Anadolu erkeği. Öyle ya biraz maçoluk biraz dediğim dediklik vardır onun genlerinde. Nasıl anlatabilir kışın pantolonun altına giydiği taytı. Şimdi gel sen gecenin doğuracağı kahramandan bahset… Kabul eder mi öyle kıçında pireler uçuşarak uyuyan Anadolu’nun sert erkeği bir kahramanın doğacağını… Gecenin bölünmesini istemez o… Hatta işemeye bile kalkmaz sırf uykusu bölünmesin diye… Onun kahramanı gelse gelse gündüz gelir. Başka zaman gelmez. İşte tam da bu yüzden bilemez, ayırt edemez kahramanla dangalağı… Dangalağı kahraman beller, bir de beni yönetsin ister… Daha dangalağı bellediği çok şey vardır da… … … …İşte bunları o dangalak söyletmez…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir