Değişik Bir Film Arayanlar için The Lobster

“The Lobster” filmi, distopik bir dünya sunar bize. Zaman yakın gelecekte bir zamandır ama tam olarak belli değildir. Çağdaş kapitalist bir toplumda yaşayan bireylerin özgürlüklerini merkeze alan bir modern zamanlar eleştirisidir bu film.

istakoz

Filmin kahramanı David (Colin Farrell) eşi tarafından terk edilmiş ve kırsala yakın bir otele yerleştirilmiştir. Çünkü zaman, yalnızların toplum için tehlikeli görüldüğü bir dilimdedir. Dolayısıyla David kendine 45 gün içerisinde bir eş bulmalıdır. Eş bulma yani evli olma düşüncesi modern zamanlar toplumu açısından önemlidir. Çünkü bir eş sahibi olmak sorumlulukların altına girebilen bireyi ifade eder. Ayrıca evlilik, istikrarın ve sosyal becerinin göstergesidir.

David’in ve onun gibi otele yerleştirilenlerin bulacakları eş aynı kendileri gibi olmalıdır. Sen miyopsan eşin miyop olmalı, sen topalsan eşin de topal olmalı, senin burnun kanıyorsa eşinin de burnu kanamalı. Eş olabilmenin, evli olmanın temel koşulu budur. Evli olmak için duyguya, tutkuya gerek yoktur. Kadın, kocasını yemek yerken boğazına bir şey kaçtığında kurtarandır ya da erkek, toplumda kadını kötü sözlerden ya da davranışlardan koruyandır. Oyuncuların evliliği anlatırken ortaya koydukları duygusuz tavır, evliliğin aşkı dolayısıyla heyecanı öldürdüğü düşüncesini anlatan yönetmen ve senarist koltuğunda oturan Yorgos Lanthimos’un modern toplumdaki evlilik anlayışına şiddetle karşı çıktığının göstergesidir.

lobster

Otelde çift olmayı başaranlara sistem tarafından verilen çocuk, ilişkide monotonlaşma başladığında ilişkiyi renklendirilecek bir süs eşyası ya da bir evcil hayvan olarak görülür. Yorgos Lanthimos burada da modern zamanlar evliliğine kuvvetli bir eleştiri yapmıştır. Modern zamanlar evliliğinde heyecan, tutku yani aşk bittiğinde bir çocuk yapılması düşüncesi vardır. Çocuk modern zamanlar evliliğinde aşkın ürünü değil, aşkı kurtarma fikrinin ürünüdür; tıpkı bir evcil hayvan gibi.

Sistem, toplum, modern zamanlar, adına ne dersek diyelim; sana tercih hakkı bırakmaz. Ya seçeceksin ya seçileceksin. Tercihin yani özgürlüğün yoktur. Senin için düşünen birileri vardır. Sen de düşünüldüğü yani istenildiği gibi yaşayacaksın. İstenildiği gibi yaşamazsan sistem için tehlikelisin ve cezan bellidir. Bir hayvana dönüştürüleceksin. Tuhaf mı sizce? Ne kadar tuhaf gelse de sisteme modern zamanlarda uymadığında yok ediliyorsun. Yok edilmenin biçimini tartışmak gereksizdir ama gerekli gördüğümüzde mantıklı bir açıklama getirebiliriz.

lobster-konusu

David tercih hakkının olmadığını acı bir şekilde öğrenince ormana yani sistemin asilerin olduğu yalnızların, özgürlerin (!) yanına gider. David, özgürleşmenin yolunu ararken yeni bir tutsaklığı da beraberinde oluşturur. Eleştirel Kuramcılar Adorno ve Horkheimer’in de üzerinde durduğu gibi aydınlanmanın herkesin bildiği olumlu ve ilerici sonuçlarının yanı sıra yıkıcı bir yönde olma ve gelişme olarak kendini gösteren durumların tersine dönme potansiyeli vardır. Ya da Hegel’in de belirttiği gibi toplumsal özgürlüğe giden yolda ortaya çıkan bir baskıdan kurtulmak için çalışırken başka bir baskı mekanizmasının ortaya çıkacağını belirtmesi David’in başına gelenin tam olarak ifadesidir.

Nasıl ki sistemin katı kuralları varsa ormanda da katı kurallar vardır. Loner Leader ormanda totaliter bir sistem kurmuştur. David ve ormandakiler özgür gibi görünseler de sadece elektronik müzikle kendi kendilerine dans edebilirler, flört edemezler, başka birini öpemezler ya da sevişemezler. Sistem tarafından 45 günün sonundaki cezan bir hayvana dönüşmekse, burada da kurallara uymadığında “Kızıl Öpücük” ya da “Kızıl İlişki” cezası ile karşı karşıya kalabilirsin.

Sistem hayatı devam ettirebilmenin koşulu olarak eş olmayı öne sürerken orman hayatı ise hayatı devam ettirebilmenin koşulunu yalnız kalmayı tercih ediyor. İkisinin en büyük özelliği David’e yani bizlere bir şey dayatması, özgürlüğümüzü kısıtlaması, elimizden almasıdır.

lobster-afis

David, ormanda yaşamanın kurallarını öğrenirken bir kadınla tanışır. İkisi de birbirine aşık olur. Sorun şu ki ormanda aşık olmak yasaktır. Kadın da David gibi miyoptur. Ormanda aşka izin verseler bu özellik onlar için bir şey ifade etmez ama bu özellikleri şehirde yaşamaları için birbirine uygundur.

Ormanda yaşamlarını sürdürmek için David, Eleştirel Kuramcı Adorno gibi bu baskıdan kurtulmak için düşünce düzeyinde çıkış yolları arar. Nitekim kendi aralarında bir dil geliştirirler ve bir süre böyle devam eder. Ormanı yöneten lider, ikisi arasındaki ilişkiyi fark edince şehre kaçmalarını engellemek için kadını kör eder. Bu süreçten sonra aşklarını sorgulayan David ve sevgilisi gerçek aşkı bulduklarını keşfedince ormandan kaçarlar. Şehirde birlikte yaşamalarının koşulu birbirlerinin tamamen aynısı olmalarıdır. Bunun için David için gidecek bir çift göz vardır ve bir restoranda uzun süre bekleyen aşkı bulduğuna inanan kadın. Her ne kadar David’in içeri döndüğünü görmesek de ben Lanthimos’un aşkı ikinci bölümde olabildiğince yücelttiğini düşündüğüm için sonunu ikisi için de mutlu düşünüyorum.

IMG_2135.CR2

Sonuç olarak filmin Eleştirel Kuram perspektifinden ele alındığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Eleştirel Kuramın şu ifadesi, bize “The Lobster”in özünü de verecektir. Eleştirel Kuram, tarihsel gerçeklerden ve somut kaygılardan hareketle insan özgürlüğünün koşullarını sorgulamayı ve insanı tutsak kılan durumları sergileyerek bunları aşmanın olanaklılığını araştırır.

Filmi muhakkak izleyin.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir