Dehşetin Kapılarını Açmak

(Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir)

Mutfakta, market poşeti içinde,  yerde duran tuvalet kağıdı rulosunu özensizce eline aldı. Üstten yırtmayı denedi ancak Umberto Eco’nun Sıfır Sayı’sı buna olanak tanımıyordu. Kitabı yavaşça koltuğunun altına aldı. Diğer eliyle ruloyu yırtıp en üsttekini boş olan hazneye yerleştirdi. Pek çok kişiye çok garip gelse de tuvalette kitap okumayı seviyordu. Duce’nin kurşuna dizildiği bölüme geldiği kitabını merakla eline aldı ve kendini kelimelerin sihirli dünyasına bırakıverdi.

Mutfaktan gelen sesler sihirli dünyaya açılan kapının kapanmasına neden olmuştu. Yanında ayraç olmadığını fark eden Semih, kitabının doksan dokuzuncu sayfasını üstten kıvırdı. Ellerini yıkarken bir yandan da aynada gördüğü yansımasına baktı dikkatlice. Şakaklarına düşen akların sakallarını nasıl da ele geçirdiğini hayretle izledi. Sonra ağzını açtı, diş doktoru koltuğunda otururcasına, sigara yüzünden sararmış dişlerine baktı. Yakın bir zamanda doktoru ziyaret etmenin iyi olacağına karar verdi. O anda Çiğdem telaşla bir kez daha seslendi Semih’e.

-Nerdesin, çabuk gelsene, çabuk ol!

Semih her zamanki gibi uyuşukça musluğu kapattı. Mussolini’nin vurulma anını, dişçiyle randevuyu, sakallarındaki akları bir kenara bırakarak mutfağa yöneldi. İlk bakışta her şey normal gibiydi. Kapı yarı aralıktı. Kapının hemen önünde eşi, yanında ise on beş gün sonra altı yaşına girecek kızı Tuğçe duruyordu.

-Ne oldu, diye sordu, kayıtsızca.

Gözlerinde, dehşetin kapılarından birini çoktan açmış olduğunu fark ettiği eşi parmağıyla mutfağın içini işaret ediyordu. Birkaç adım atan Semih, mutfak kapısını açtığında tüm dolap çekmecelerinin ardına kadar açık olduğunu gördü. Çiğdem, sesinde öyle olmasını ölesiye umarcasına sordu:

Bu çekmeceleri sen mi böyle açtın? Ve daha da önemlisi neden kapatmadın?

Henüz iki yaşında olan küçük oğlu Timuçin’in karıştırmalarından bıktığı için mutfak dolaplarının kapaklarını üstten, kurdelelerle bağlayan Çiğdem yalvarırcasına Semih’e bakıyordu. Semih ise kapı ağzında donakalmıştı. On dakika önce yerde buruşuk halde duran market poşetinin içinden tuvalet kağıdı rulosunu alırken her şeyin gayet normal olduğunu düşündü ama söyleyemedi.

Kurdeleleri açılmış şekilde yerde duran ve ardına kadar açık duran kapı ve çekmeceleri kapatırken Çiğdem:

– Kim yaptı acaba, Timuçin mi? Diye sordu Semih’e. Semih bulunduğu yere çakılmışçasına duruyordu. Çiğdem yanından yavaşça geçip salona doğru yöneldi. Salon kapısında O da donakalmıştı.

Aman Allah’ım! 

Çiğdem’in titreyen sesini duyar duymaz salona yönelen Semih, gözbebeklerinde korkunun varlığını olanca ağırlığıyla hissetti. Salonda duran tüm eşyaların kapak ve çekmeceleri sonuna kadar açılmıştı. Vitrinin alt ve üst camları, aynalı konsolun tüm çekmeceleri, televizyon ünitesinin tüm camları sonuna kadar açıktı.

Semih, kafasının arkasından başlayıp tüm vücuduna yayılan bir ürperme hissetti. Açık halde duran çekmeceler ve hiç ellenmemiş eşyalar. O anda aklına, kilitli olduğuna emin olduğu dış kapı geldi. Kilitli olamaması ya da yarı açık olması için içinden yalvarırcasına elini kapı koluna attı.

Kapı kilitliydi.

Tekrar salona dönü. Çiğdem, sessiz bir şekilde olanı biteni anlamlandırmaya çalışıyordu. O anda diğer odalara bakma fikri geldi aklına. Semih daha hızlı davranmıştı. Kapısı kapalı olan banyoyu açtı ilk önce. Tüm çekmeceler ve banyo dolabının açık olduğunu görünce elleri titremeye başladı. Işığını hiç yakmadığı banyonun kapısından elini yavaşça çekerken Çiğdem’in hıçkırıklarını duydu. Kucağına aldığı Timuçin’i sımsıkı sararken bir yandan da yatak odasındaki açık çekmecelere bakıyordu Çiğdem.

Semih sersemlemişti artık. Yatak odasındaki tüm çekmeceler de açıktı. Gardırop kapakları da. Mantıklı bir açıklaması olmalı, mutlaka olmalı diye içinden geçirse de olmadığının farkındaydı. Saat öğleden sonra dörttü. Dışarıda yağmurlu bir hava, içerde ise ürpertici bir sessizlik vardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Ne Tuğçe ne de annesinin kucağında olan bitenden habersizce duran Timuçin sessizliği bozacak bir ses çıkartmıştı.

Son oda Tuğçe’nin odasıydı. Ne göreceğini aşağı yukarı tahmin eden Semih, usulca odaya yöneldi. Tahmin ettiği gibiydi. Tüm dolaplar ve çekmeceler açıktı. Ürperti tüm vücudunu esir almışçasına ellerini başının arasına aldı. Dizleri titriyordu. Boğazı kurumuştu. Yarı açık olan perdeden içeri süzülen günün son ışıkları Semih’in sarsılan yüzünü aydınlatıyordu.

Altı yaşında olmasına rağmen Tuğçe de sarsılmış gibiydi. Olan biteni anlamlandırmaya çalışır bir halde annesinin hemen yanında öylece duruyordu. Hiç konuşmamıştı. Birden tüm bunların sorumlusunun küçük yaramaz kardeşi Timuçin olduğunu ortaya attı:

“Timuçin yaptı anne, salonda O’nu gördüm.”

O ana kadar neredeyse tüm alternatifleri kafasında düşünen Semih birden bu fikrin doğru olabileceğine inanmak istedi. Açık halde olan çekmecelerin çoğu alçaktı, daha iki yaşında olan Timuçin yapmış olabilirdi. Ancak Çiğdem bu fikrin bir anda çürümesine neden olan durumu kısaca özetlemişti:

“Timuçin benim yanımdaydı, hiç yanımdan ayrılmadı.”

O anda Tuğçe bir umut ışığı olarak beliriverdi. Semih kızını çok da ürkütmeden tüm bunlarla ilgisinin olup olmadığını sordu. Kaçamak bakışlar atan küçük kız inkâr etti önce. Salona doğru koştu. Altı yaşında olan Tuğçe yapmış olabilirdi ama neden?

Aklı tüm bu sorularla dolu olan Semih kızının yanına gitti. Tek umudu kızıydı. Ağzından duyacağı “ben yaptım” cümlesi ve akla yatkın bir neden için neler vermezdi o an. Aksi halde o evde oturma şanslarının olmadığını düşündü. Görünmeyen varlıklardan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmamıştı bu hayatta. Çocukça senaryoları olmasına rağmen pek çok filmi sırf bu nedenle izlememişti. Kırk yaşına kadar televizyonda bile görmeye tahammül edemediği olaylara bizzat tanıklık etmesi kendisini çılgınlığa sürüklüyordu. Hatta çılgınlığın da ötesine.

Salona gittiğinde Tuğçe’nin bir duvar dibine çöktüğünü gördü. Yanına oturdu sessizce. Önce hiçbir şey sormadı. Bekledi. Ayağa kalkarak boğazına sarıldı. Korktuğu her halinden belliydi. Semih’in kulağına sessizce:

– “Baba, ben yaptım!” Dedi. “Wii’nin kumandalarını arıyordum.”

O anda semih’in içine öyle bir su serpilmişti ki aradıktan sonra neden çekmeceleri kapatmadığını kızına sormadı bile. Sıkıca kızını kucakladı. Beklediği buydu. Kızı yapmış olabilirdi. Ve gerçekten de kumandalar kayıptı. Hızlıca çalışma masasının üzerindeki kitaplıktan kumandaları aldı. Çünkü oraya kendisi koymuştu. Çiğdem de rahatlamıştı. Mantıklı bir cevap alamayabilirim diye kızına sormadığı soruyu Çiğdem’e sordu Semih:

– Tuğçe yapmış ama aradıktan sonra neden kapamamış. Tüm çekmeceleri neden öylece bırakmış.

Çiğdem, unutmuş olabileceğini söylese de bu pek mantıklı gelmemişti. Ama yine de elinde kumadalar kızının bulunduğu salona giden Semih oldukça ferahlamıştı. Tam salona girecekken kızının fısıltısını duydu:

– “Tamam, ben yaptım dedim…”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir