“Divan-ü Lugati’t Türk”ün Öyküsü

Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin yaygınlığını göstermek için Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan ilk Türkçe sözlüğümüz Divan-ü Lugati’t Türk’ün, basımının gerçekleştirilmesinin ilginç bir öyküsü vardır. Haydi, 1910’lu yılların başlarına…

ali emiri efendiKendi topladığı kitaplarla Millet Kütüphanesinin kurulmasına vesile olan Ali Emiri Efendi haftada iki, üç kez sahaflara gider, yeni kitap olup olmadığını sahaflara sorarmış. Sahaflara gittiğinde genellikle sahafların girişinde sokağa dönük oturur, getirilip götürülen kitaplara bakarmış.

Yine böyle bir gün sahafları gezerken Burhan Bey’in sahafına uğramış. Burhan Bey elinde bir kitap olduğunu ama sahibinin 30 liradan aşağı satmak istemediğini belirtir. Ali Emiri Efendi, kitabı eline alıp inceleyince kitabın Divan-ü Lugati’t Türk olduğunu anlar ama sahafı uyandırmamak için kitabın değersiz olduğunu söyler. On lira teklif etse de Burhan Bey Maarif Nazırlığının da aynı parayı verdiğini, onun için bu paraya satamayacağını söyler. Daha sonra Ali Emiri Efendi kitabı otuz liraya almak için sahafla anlaşır. Ali Emiri’nin cebinde sadece 15 lira olduğu için kitap parasının bir kısmını Muallim Faik Reşat Bey’den alır. İkisinin parası 30 lirayı tamamlayamayınca Ali Emiri Efendi sahafın kapısında bekleyip paranın üstünü getirmesi için de muallimi evine yollar. Böylelikle Türklerin kadim kitabı Divan-ü Lugati’t Türk Ali Emiri’nin eline geçer.

Ali Emiri Efendi kitabı alıp birkaç saat inceledikten sonra şu kanıya varır: “Bu kitap değil, Türkistan’ın ülkesidir. Türkistan değil, bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka revnak kazanacak, Arap dilinde Seyyibuyinin kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri kafi gelmez.”

Kitabın bulunduğu duyulunca Ziya Gökalp doğruca Ali Emiri Efendi’nin yanına gitmiş. Ali Emiri Efendi kitabı ona göstermemiş. Gökalp, kendisi gibi Diyarbakırlı olan Ali Emiri Efendi’ye bu kez iki Diyarbakır mebusu göndermiş ama Ali Emiri Efendi kitabı onlara da göstermemiş. Kitabı ilk gören Kilisli Rıfat Bilge olmuştur. Hatta Ali Emiri Efendi ondan kitabın düzenlenmesini istedi. Rıfat Bilge iki aya yakın her gün iki, üç saat bu büyük eserle uğraştı ve sonunda kitabı düzenledi. Kilisli Rıfat Bilge kitabın yayımlanmasını istese de Ali Emiri Efendi, kitabı yayımlamaya yanaşmıyor ama ilk başlardaki gibi de sert durmuyordu.

Kilisli Rıfat Bilge, Ali Emiri Efendi’yi iyi tanıdığı için Ali Emiri Efendi’nin kitabı yayımlatmaya gönlü olduğunu yalnız büyüklerden rica bekliyordu. Çünkü Ali Emiri Efendi iltifattan, pohpohlanmaktan çok hoşlanırdı. Ziya Gökalp bu kitabın yayımlanmasını çok istiyordu. Ziya Gökalp, Kilisli Rıfat Bilge’yle konuşurken Divan-ü Lugati’t Türk’ün muhakkak basılması gerektiğini söyler. Rıfat Bilge de kitabın basılmasının yolunu Ziya Gökalp‘e anlatır. Bundan sonra olay Beşir Ayvazoğlu’nun Yahya Kemal‘i anlattığı “Bozgunda Fetih Rüyası” kitabında Ziya Gökalp‘in ağzından şöyle anlatılıyor:

“Geçen sene Ramazan ayında, -Adliye Nazırı- İbrahim Bey’e rica ettik, Emiri Efendi’yi iftara davet etti. Plan şöyleydi iftardan bir saat sonra Talat Bey, arkadaşlarıyla birlikte oradan tesadüfen geçerken merhaba demek için uğrayacak, İbrahim Bey de bu tesadüfe çok sevinerek onları Emiri Efendi’ye takdim edecekti. Bunun üzerine Talat Bey, ‘Vay üstad-ı muhterem, vay edib-i a’zam, vay müverrih-i mükerrem… Şan ve şöhreti dünyayı tutan Emiri Efendi demek zat-ı alinizsiniz. Hani ne saadet ki bu gece hak-i payinizle teşerrüf ettik! Ne bahtiyarız ki sizi gökte ararken yerde bulduk!’ diyecek, elini öpüp karşısında el bağlayarak divan duracaktı. Emiri Efendi’nin halini artık düşünün. Talat Paşa, o gece rolünü mükemmelen oynamış ve oturup sohbeti koyulaştırdıktan sonra sözü Kaşgarlı’nın eserine getirip hakkında lütfen malumat isteyip Emiri Efendi’nin anlattıklarını kamal-i hürmetle dinlemiş. Ve sonunda kalkıp ‘Aziz üstadım, inayet buyurunuz da şu kitabı bastırıp Türklük alemine hediye edelim. Lüfunuzu diriğ buyurmayınız! Emin olun cihan size minnettar kalacaktır!’ demiş. Bu kadar iltifata can mı dayanır. Emiri Efendi de dayanamadı, istinsahı çok güvendiği Kilisli Muallim Rıfat Bey’in yapması şartıyla eserin basılmasını kabul etti! Daha sonra da bizi epeyce üzdüyse de, işte, birinci cilt elimizde.”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir