Doğunun ve Batının Anahtarını Elinde Tutan Bir Dahi: Fatih Sultan Mehmed

FATİHHem Doğulu hem de batılı tarihçiler 2.Mehmet’i, nam-ı diğer Fatih’i, diğer tüm sultanlardan ayrı tutma eğilimindedir. Kendisini; her alanda geliştirmeye çalışan, doğunun ve batının kültürlerini sarayında biriktiren, döneminin çok ilerisinde bir anlayışa sahip birisi olarak tanıtırlar.

Kişilik olarak bilgiye aç bir sultan izlenimi vermiştir. Özellikle de batılılara. Düzenlenen seferlerde ele geçirilen ganimetler içinde kendisi daha çok kitaplara ve el yazma eserlere ilgi duymuştur. Sarayına ulaşan eserleri hemen tercüme ettiriyordu. Özellikle de Antikçağ kitaplarını. Mesela Ptolemaios’un “Geographica”sını tercih ediyor; Heredotos, Titus Livius, Quintus Curtius gibi Romalı ve Antikçağ yazarlarının eserlerini tercüme ettiriyordu.

eskieserler_kutuphanesi800 cilt kitap barındıran saray kütüphanesinde teolojiden, felsefeye, tarihten, coğrafyaya kadar pek çok antik eser tercüme ettiriliyordu. Arapça ve Farsça’nın yanında Yunanca ve Slavca da bilen Fatih, çevresinde yabancı ilim adamları bulundurmaktan hoşlanıyordu. Örneğin, İtalyan hümanisti olarak nam salan Ciriaco d’Ancona etrafındaki bilgelerden birisiydi.

İstanbul’u fethederek Avrupa’yı derin bir karamsarlığa sürükleyen ve Hıristiyan dünyasında “iflah olmaz dinsiz ve barbar” olarak tanınan Fatih, Avrupa Rönesanssının gözde konusu olan Antikçağ tarihine de oldukça düşkündü. Teolojiyi de küçümsemiyor ve din adamlarıyla söyleşmeyi de seviyordu.

Fatih, temelde hem doğunun hem de batının hükümdarlığı için yola çıkmıştı ve altyapısını doldurarak hem doğuyu hem de batıyı gerek coğrafyaları gerek dinleri gerekse kültürleriyle bilmek, tanımak istiyordu. İstanbul’da ilk resmi ziyaretini imparatorluk saraylarına değil Ayasofya’ya yapmıştı ve burasını derhal camiye çevirmişti.( Ancak içerdeki ikonalar tamamen tahrip edilip silinmemiş, sadece üstleri boyayla kapatılmıştır.)

topkapıSaray olarak kendisine yaptırdığı Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yer de iki karanın ve iki denizin birleştiği yer olarak; hem doğunun hem de batının hükümranlığına oldukça uygun bir yerdi. Kendisi ayrıca Basileus olarak da bir devamlılık peşindeydi. İlk veziriazamları Doğu Roma soylularından Paleologos ve Angeloviç soyundandı. Bu hareketiyle, yok olan Bizans hanedanının ileri gelenlerini de yanına alarak itibarını Batı dünyasında da arttırma çabasındaydı.

Artık Makedonyalı İskender ile kıyaslanıyor ve kendisine methiyeler düzülüyordu. Gerçi, İskender’e de yabancı değildi. Antik tarihçi Arrianus’un “Büyük İskender’in Seferlerinin Tarihi” isimli kitabını tercüme ettirmiş ve okumuştu. 1462’de Tarihçi Kritovulos’un anlattığına göre, Atina’nın fethinden sonra Troya sit alanını ziyaret etmiş, Akhilleus ve Aias’ın mezarlarını ziyaret etmiştir.

Fatih’in bu geniş dünya bakışı etrafında pek hoş karşılanmamıştı. Hz. İsa’ya ait olduğu söylenen eşyaların toplanması ve koleksiyonlarının sarayda tutulması günahkâr bir akıl karışıklığı olarak görülüyordu. Hele yüzünün bir resmini yaptırmak İslam’ın temel yasaklarına karşı gelmek değildi de neydi?

BelliniFatih, Venedikli ressam, mimar ve kristal ayna ustası olan Gentile Bellini’yi  portresini yaptırmak için İstanbul’a davet etti. 16 ay boyunca İstanbul’da kalan Bellini, Fatih Sultan Mehmet Han’ın portresini 25 Kasım 1480’de tamamlamıştı. Bu süre boyunca ressam bol bol çizim yapmış ve Osmanlı günlük hayatını yanında getirdiği defterlere resmetmişti. Batı ve Hıristiyan dünyası Osmanlı’yı yakından ilk defa böyle tanımış oldu.

Fatih’in sanata, edebiyata, kültüre ve dünyaya bu bakışı etrafındaki tutucu çevreyi dehşete düşürmüştür. Yağlı boya tablosu ve Florasalı ” Magnifico” Medici’nin hediyesi olan kabartmalarla dolu madalyonuyla fark yaratan Fatih 1481’de esrarengiz bir şekilde hayata gözlerini yumar. Bu tarih, aslında hem batının hem de doğunun anahtarını elinde tutan bir dâhinin ve doğal olarak rüyasının da sonunu getiren bir tarihtir. Zehirlendiğine neredeyse kesin gözüyle bakılan Fatih’in vefatı sonrası tahta geçen büyük oğlu, “Veli” olarak anılan Bayezid, ilk iş olarak babasının o kadar düşkün olduğu yağlı boya tablolarını Kapalıçarşı’da sattırmıştı. Ressam Bellini’nin saraydaki rahat tutumu da oldukça yadırganmıştı ve derhal saray usullerinde değişikliğe gidildi. Bundan böyle gayrimüslimlerin padişaha yakın olmaları yasaklandı…

(Not: Bu portre 65x48cm yağlıboya tablo olarak Londra’da sergilenmektedir.)

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir