Dünden Bugüne Kut İnancı: Padişahım Çok Yaşa!

Kut inancı, Orta Asya Türk devletlerinde ‘hakan’ın Tanrı tarafından görevlendirildiğine dair inanç olarak tanımlanabilir. Boylar halinde yaşayan Türklerin, devlet meselelerini görüştükleri ‘kurultay’ denilen danışma meclisinde konular görüşülür ve şöyle bitirilirdi: “Son söz hakanımıza aittir.”

Ülke yönetiminde bu denli bir bağlılık kuşkusuz ki tam itaat gerektirir. Sözlü hukuk anlayışları gereği ‘hakan’ Tengri’nin yeryüzündeki temsilcisidir. Devletin dirlik içinde kalabilmesinin şartı da yöneticiye ve de devlete tam bağlılıktan geçer.

Tarihsel süreçleri incelediğimizde bu idare anlayışının yıllar içerisinde devam ettiğini görürüz. Belirli bir kahramanlık yapmadan ad alamayan Türk çocuğu, bu törelere uygun olarak yüzyıllar boyu yetişmiş ve genetik kodları oluşmuştur.

Osmanlı’dan Selçukluya, Moğollardan hunlara kadar birçok dönemde hanedan üyelerine tam itaat şartı devam ede gelmiştir. Devletler değişir, zamanlar değişir ancak usuller devam eder.

Peki bin yılı aşkın bir süre bu şekilde yaşamış bir toplum, bir anda kendi yöneticisini kendisi seçip kendini yönetme konumuna ulaşabilir mi?

Yani sloganlaştırırsak: halka rağmen halk için!

Tarihsel olaylara vicdanıyla bakmayı becerebilen tarihçilerimizden birisi olan İlber Ortaylı “Cumhuriyetin İlk Yüzyılı” isimli kitabında, kendisine sorulan “ Menderes2in en büyük hatası neydi” sorusuna şu cevabı veriyor:

“… kendisi hakkında çok çabuk hükmü edilen yanılmazlığın ve ilahi seçimin gerçekliğine ve devam edeceğine şark toplumundaki ekseri politikacılar gibi inanmasıdır.”

Bin yılı aşkın bir süredir yönetim anlayışının değişmemesi oldukça şaşırtıcı gelebilir. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki ülkemizin son yüzyıldır cumhuriyetle yönetiliyor oluşudur. Ancak yöneticilerimiz hala bir “kut anlayışı“ çerçevesinde hareket etmeye devam ediyor.

Son olarak İttihat ve Terakki’nin şanlı generali olan Enver Paşa’dan bir anekdotla meseleyi bitirelim: Atatürk’ün umumi katibi hasan Rıza Soyak’ın babası Necip Bey, Enver Paşa’nın sevip saydığı ve sözünü muteber gördüğü ender kişilerdendir. Öyleki evlendikten sonra eşini yabancı erkek olarak yalnız Necip Bey’in yanına çıkarmıştır.

Birinci dünya savaşı yıllarında umutlar tükenmişti ve barış yapma fikrini hiç kimse Enver Paşa’ya söyleyemiyordu.  En sonunda Necip Bey’den rica ederler ve ikili bir görüşmede Necip Bey, Enver Paşa’ya durumu dilinin döndüğünce açıklar.

Aldığı cevap bugün bizleri yönetenlere hasıl olan ruh haliyle aynıdır adeta:

“ Vah Necip Bey vah, seni de zehirlemişler. Sen ki maneviyata inanırsın, bilmiş ol ki ben Allah tarafından büyük Türk hakanlığını kurmaya geldim. Git evine rahat uyu.”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir