Haneke Okumaları 4: Duygusal Buzlaşma Üçlemesi

Modern dünyada insan yalnızdır, yabancıdır ve iletişim problemi içindedir.

İnsan yalnızdır çünkü hem sevenleri hem de sevdikleri onu bir alışveriş için severler. Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı” kitabında bu durumu şöyle açıklar: “İhtiyaçlarımızdan birini karşılamak için bir seçim yapar, bizi sevmesi için birini sever veya ihtiyaçlarımızdan birini giderir ya da onun sevgisi bize bazı imkanlar sağlar diye birine sevgi beslersek, yaptığımız şey, gerçekte olsa olsa bir alışveriştir.”

İnsan yabancıdır çünkü hem kendine hem de çevresine karşı kayıtsızdır. Gerçeklik algısı gelişen teknoloji ile beraber değişmiştir. Gerçekliği televizyon, telefon, tablet gibi çeşitli ekranlardan edindiğimizden beri insan kendine ve çevresindekilere yabancı bir hale gelmiştir. Yunus’un, “İlim, ilim bilmektir. / İlim, kendin bilmektir.” dizeleri bazı hafızalarda sadece bir hoş sada olarak kalmıştır.

İnsan iletişim problemi içinde çünkü sistem insanları daha hızlı yaşamaya, daha hızlı tüketmeye, daha hızlı, hep daha hızlıya yöneltir. Bu hızlılık toplumdaki iletişimin önündeki büyük bir engeldir. Bunun yanında insanlar hem aile içinde hem de iletişim kurmaya uygun olan yerlerde -bir bekleme salonu, bir market, vb…- de teknolojinin kölesi olmuşlardır. Bu kölelik de iletişimsizliğe yol açmaktadır.

Michael Haneke bir röportajda şunları söylemiştir: “Tüm filmlerim insanlar arası iletişimsizlikleri dert edinmiştir. Bence iletişim, göründüğünden daha zor. Herkes kendi dünyasını, kendi dilini yaratır. İnsanların kelimelere yüklediği anlamlar farklıdır. Örneğin ben mavi dediğimde, siz benim mavimden başka bir şey anlıyorsunuz belki de. Aynı kavram hakkında konuştuğumuzu sanıp aslında çok farklı yerlerde olduğumuz durumlarda iletişim zorlanır. Hatta ne kadar entelektüelseniz, jargonunuzun karmaşık bir hale gelmesinden dolayı iletişiminiz de o kadar güçleşir. Bu yüzden ben kelimeleri tehlikeli bulurum ve onlara güvenmem. Kelimeler dolaylı yollara koyar sizi. Kaybolabilirsiniz aralarında. Bence iki insan arasındaki en temel iletişim yolu seks ve müziktir. Çünkü seks, daha doğru bir dili konuşur. Ten yalan söylemez.”

Michael Haneke “Kent Üçlemesi” adıyla anılan ama aslında “Duygusal Buzlaşma Üçlemesi” olan “Yedinci Kıta“, “Benny’nin Videosu” ve “Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası” filmlerinde en çok da insanın yalnızlığı, yabancılığı ve iletişimsizliği üzerinde durur.

Modern insan duygularını yitirmiştir yani amigdala körleşmesi içindedir. Her sabah aynı saatte kalkar, kahvaltı yapar, işe gider, işten gelir, akşam yemeği yer, televizyon seyreder, çocuk oyun oynar, belli aralıklarla cinsel ilişkiye girer ve uyur. Diğer yaptığı işler de sıradan ve duygusuzdur. Akraba ve yaşlı anne baba ziyaretleri genelde yılda bir kez yapılır. Hatta iş yerinde babaya bir müşteri muamelesi gösterilir. Dedeler ve nineler yalnızdır. Çocuklar kanımca sadece bir kurbandır.

İnsanlar gerçeklik algılarını ekranlara angaje ettikleri için haberlerde anlatılan yıkımlar, savaşlar, acılar, ölümler karşısında rahatlıkla masada yemeğini yemeye devam edebilir. Çünkü düğmeye basıp kanalı değiştirince her şey değişir. Bu üçlemede onun için Haneke çok fazla gerçek haberlerden yararlanmıştır.

Michael Haneke filmlerinde müzik kullanmaz. Onun kullandığı sesler gerçek seslerdir. O, yine bir röportajında, “Filmde müzik kullanmak, filmdeki kusurları kapatmak için uygulanır ve ben bu anlayıştan nefret ederim.” demiştir.

“Duygusal Buzlaşma Üçlemesi”ni kesinlikle sırayla izlemenizi tavsiye ederim.

Belki bunları da beğenirsin...

1 Yorum

  1. 11 Mayıs 2017

    […] bir film değil. Aslında tam Haneke tarzı bir film. Rahatsız edici ve sıra dışı. Haneke duygusal buzlaşma üçlemesindeki gibi yalnızlık, iletişim eksikliği üzerinde dururken “Piyanist”te bunlara ek […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir