Eğitim Çocuğu Sevmekle Başlar

Öğretmenlerimize soru sormanın yasak olduğu bir dönemde bitirdik okulu. Hiç unutmam lisede Din Kültürü öğretmenine, kutsal kitapların gelme sırasıyla ilgili bir soru sormuştum, gerçekten merak ettiğim için. Saçma, gereksiz ya da konu dışı değildi ve gerçekten merakla sorulmuş bir soruydu. Aldığım cevabı hiç unutmam;

–          Öyle soru mu olur, saçma saçma şeyler sorup dersin huzurunu bozma, otur yerine!

Ne müthiş bir cevap değil mi? Karşımda ki öğretmenin bizlerin de birer kişiliği olan bireyler olarak görmediğini anladım o an. Soru sormanın da saçma ve gereksiz olduğunu. Yapılması gereken sana verilenle yetinmek ve ders boyu put gibi durmaktı. Abartmadan söylüyorum, inanmakta güçlük çekilebilir, mendil düşürdüğü için azar işiten arkadaşlarımız vardı, ses çıkarttı diye! Ve ben lise bitinceye kadar zorunlu olmadıkça bırakın soru sormayı, konuşmadım bile, yoklamalarda “burada” demenin haricinde!

Sonra din dersine olan ilgi ve sevgimizi siz düşünün. Ancak işin komik tarafı aynı öğretmen tarih ve psikoloji derslerine de giriyordu. O zamanlar en iyi sınıf çıt çıkmayan sınıftı. En iyi öğrenci de yerinde kıpırdamadan en uzun süre durmayı başaran öğrenci!

Şimdilerde ipin ucu kaçmış olsa da, en iyi sınıf çıt çıkmayan sınıf değildir bence. Evet, öğrencilerin mutlak dokunulmazlığının hüküm sürdüğü bir döneme doğru hızla yaklaşıyoruz. Evet, eskiden öğretmenler odasının içini hiçbirimiz görmedik, şimdilerde yolgeçen hanına dönse de. Evet, anne-babalarımız hiç okul basmadı, öğretmenlerimiz bize kızdığı, azarladığı için. Evet, hafta sonları bile olsa, konu öğretmene taşınacak bir mevzu olduğunda uykularımız kaçardı, ne cevap veririz diye! Tüm bu eski anılar küllendi tıpkı yaşadıklarımız gibi. Artık her şey daha farklı; çoğumuz üniversite de tanışmışken bilgisayarla, artık 4-5 yaşındaki çocuklar facebook sayfası açıp birbirlerini dürtüyorlar ne var ne yok diye!

Nerede o eski bayramlar diyerek hep çocukluklarını özleyen insanlar gibi nerede o eski okullar demenin pek bir anlamı yok. Her şey değişse de sevgi değişmiyor en azından. Doğru yaptığımda da yanlış yaptığımda da saçlarımı okşayan ilkokul öğretmenimi hiç unutmadım mesela. Çamaşır suyu kokan o ellerin saçlarımı okşaması sildi belki de boğazıma tıkılan soruların tahribatını!

O yüzden çocuk sevdiyse eğer seni ve de dersini zaman ve mekân fark etmeden her şey bambaşka olacaktır. Ben başardım mı bunu bilemiyorum açıkçası, şöyle geçmişe doğru bir bakıyorum da en azından soru soran hiçbir öğrencime saçmalama ve otur demedim, onu çok iyi biliyorum.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir