Eski Güzel Günlerden… (Arkadaşım Taner’e İthafen)

okulEskiden, çok eskiden, henüz okul kantinlerinin özelleştirilmediği, okul kantini ve kooperatifçilik kolunda öğrencilerin satış yaptığı dönemlerde, kaşarlı-sucuklu tostun en lüks öğle yemeği olduğu yıllarda, toz leblebiyle konuşma denemelerinin revaçta olduğu zamanlar yaşadık, yaşadım.

Belki de oyunlarını sokakta oynayan son nesildik biz. Top getirenin golcü olduğu yıllar. Belki de büyümek, yaşlanmak böyle bir şey. Dijital fotoğraf makinelerinin henüz olmadığı yıllar olunca, anılar da üst üste yığılan negatif filmler gibi kalıyor zihinlerde. Ama küçük bir resim, okul arşivinden kalma vesikalık bir fotoğraf, eskimiş anıların negatiflerini bir anda banyo yaptırıveriyor zihnine insanın.

Çayeli Hasan yılmaz İlköğretim Okulu, 1993 yılı 8/B sınıfı. Üzerinde mühürler bulunan üç-beş vesikalık fotoğraf. Biraz dikkatli bakınca bildik tanıdık yüzler. Aynı sıraları paylaştığım okul arkadaşlarım. Yaramazlığıyla ün salmış Harun, yaptığım büyük bir haksızlıkla kendime küstürdüğümü dün gibi hatırladığım Ramazan, iki adaşım,  beton üzerinde yaptığı röveşatalarla Murat ve en iyi arkadaşım Taner. Soyadını sonradan hatırladığım ve okul yıllarının en güzel anılarını paylaştığım arkadaşım Taner.

Her Perşembe cebinde bir sürü parası olan, ama sadece Perşembe günleri kendine ne alırsa bana da alan arkadaş gibi arkadaştı Taner. Her Perşembe bir sürü parası olurdu. Uzun şekerler, tostlar, çikolatalar bir sürü şey alırdı teneffüslerde ve beni de camda yalanan sokak kedisi gibi bırakmazdı, bana da alırdı ne alırsa. Neden o kadar parası olduğunu ve neden Perşembe günleri olduğunu sorduğumda ise hiç cevap vermezdi. Bir çeşit üzümünü ye bağını sorma bakışı atardı. Ne olursa olsun kral adamdı.

Sonra okul bitti, herkes ayrı yollara savruldu. Yeni okullar yeni arkadaşlıklar, üniversite, askerlik, iş, evlilik, çocuklar derken yaşananlar hatıra çuvallarının altında ezildi gitti. Eski, üzeri mühürlü bir vesikalık fotoğraf bir anda silkeledi tüm anı çuvalını. Hatırladım birden Taner’i. Nasıl unutabilirdim ki. Perşembe günleri uzun şekerlerden birini kendine birini bana alan Taner’i nasıl unutabilirdim ki.

Taner’in zenginlik sırrını çok sonraları öğrendim. O mangal yürekli arkadaşın, Çarşamba günleri şehrin pazarına el arabasıyla gidip, insanların ağır eşyalarını evlere taşıdığını ve oradan kazandığı paralarla her Perşembe bana tost ısmarladığını sonradan öğrendim. Kendim de bir el arabasıyla pazarda eşya taşırken gelmedi aklıma aslında. Yıllar sonra o vesikalık fotoğrafın silkelediği anılar çuvalından süzüldü bir anda.

Ve Taner şimdi bir firmada genel müdürlük yapıyormuş. Belki de kendi firması. Face’den arkadaşlık isteği gönderdim, bunları da sağ olsun Face’den öğrendim. Şimdi nerede eski okul anıları mevzusu açılsa hep Taner’i anlatıyorum. Hakkını helal et arkadaşım…

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 2 tane yorum yapılmış.

  1. Hüseyin Kara diyor ki:

    Serkan ‘cım öncelikle bu vefa borcun olan Tanere ve perşembe günleri bol paralı oluşunun onun fedakârlık yaptığı vede o güzel insanın bölüşmesi kadar doğal ne olabilir ki?Selam olsun.Ben o dönemler Hasan Yılmaz ve Dokuz Martta nelere tanık oldum nöbetlerimde.Çoğu esnaf çocukları .Çokta şimarık olurlardı…Birinci sınıfta okuyaan öğrenci ikinci teneffüs biraz uzun koşuyor .Yoruluyor Hemen kantine gidip ,babasının nazlı oğlu kırmamış 20 milyon kağıt para kalabalık arasından çalışanlara doğu uzatıp bir şeyler alacak ama o kurnaz abi sonsınıf öğrenci elinden öyle ustaca kapıyor ki.Bir an rüya görüyorum gibi geldi bana.Gözlerimi oğuşturdum .Baktım ben rüyada değilim.O afacan tekrar koştu oyuna ama be o parayı çocuğun elinden kapan öğrenciyi göz hapsine aldım .Kıyı kenar uzaklaşmaya çalışıyor ama fazla uzaklaşmadan yanına vardım.Utanmıyor musun.Yazık değil mi.Neden yaptın.Fazla inkar edemeden .Gördüm falan cebine koydun kağıt yirmilik ver bakım kimseye söylemeyeceğim .Artamızda kalacak .Ama bana söz vereceksın bir daha yapmayacağına.:Meğer sürekli yapıyormuş.Bayağı iyi bir esnafın oğlu…İnan ben 3 yıl çalıştım orada.Sınıfta herkes beslenme çantası getiremezdi.Hatta adı önemli değil bir öğrencim.Bir arkadaşının yiyeceğini yemiş .Ve arkadaşını ağlatmıştı.Çok dikkat ederdim..Çok öğrencime yardımcı olmuşum helali hoş olsun…Oğlum yanıma gelirdi kantinden bir şey alacak.O öğrenci de yanımda biterdi.İnan ona da eşit para verirdim.Hiç unutmam.Öğlen zili çaldı.Defterleri yazıp oyalanıyorum..Çoğunluk beslenme getirirdi.Getiremiyen üç beş kişi olurdu.Polis kızı .Çok temiz düzgün zeki bir öğrenci.O durumu olmayan öğrenciyi çok iyi tanıyor.Baktım kardeş kardeş ekmeğini böldü yarısını arkadaşına verdi.Pek almak istemedi.O kadar gönülden söylediki yahu al sana bu bana çok…Hepsini yiyemem.Ne olur yarısını al.Tam sözün sırası idi.Aferin Hatice ..Hepinizi böyle görmek istiyorum diyerek.O alışkanlığı vermeğe çalıştım.Selam olsun o günler.Çok öğrencime ayakkabı anlük temin etmişim..Selam olsun o günlere…Sevgilerimle….

  2. Serkan Çetin diyor ki:

    Bilgiyle beraber eğitime de önem veren, iyi insan yetiştirmeyi temel amaç edinen, siz ve sizin gibi öğretmenlere selam olsun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir