Esrarlı Ada

Mahallenin tozlu yollarında ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiydim. Jules Verne’i yeni tanıdığım yıllardı. Esrarlı Ada’yı henüz yeni bitirmiş ancak düşlerini kafamdan silememiştim. Okuldan döndükten sonra bahçemizdeki elma ağacının alt dallarından birine çıkar, usul usul kucağıma dökülen elma çiçeklerinin enfes kokusunda kendimi Lincoln Adasında bulurdum.

Esrarlı AdaOrijinal adı Fransızca L’Île mystérieuse olan Esrarlı Ada, Jules Verne’in 1874’te yayımlanan romanlarından biri.
Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe romanına bir gönderme niteliği taşıyan yapıt bir adada sıfırdan medeniyetin yaratılmasını ilk günden itibaren anlatıyor.

Okuyucuya Not: Yazının bundan sonraki bölümü Esrarlı Ada yapıtının içeriği hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

1865 yılının mart ayında hızı saatte yüz elli kilometreyi bulan korkunç bir hortumun içerisinde top gibi dönen bir balon vardır. Fırtınadan zarar gören balon sürekli irtifa kaybetmektedir. Bu nedenle balonun yolcuları sepetteki tüm ağırlıkları atarlar ancak bu yeterli olmaz. Bunun üzerine balonun iplerine tutunurlar ve sepeti de atarlar. Bir süre sonra balon tekrar irtifa kaybetmeye başlar. Tam bu sırada kara görünür ancak bu gidişle balondaki beş kişinin ve bir köpeğin karaya ulaşması mümkün değildir. Balon denize iyice yaklaştığı bir sırada büyük bir dalga balona vurur ve balonun yeniden havalanmasını sağlar ancak balonda artık dört kişi kalmıştır.

Balondaki beş kişinin listesi şöyledir: Cyrus Smith ırk ayrımına karşı çıkan bir asker aynı zamanda mühendis ve bilim adamıdır. Gideon Spilet, ünlü bir gazetecidir. Nebukadnazar Yüzbaşı Smith’in zenci uşağıdır. Mert ve akıllı bir kişidir. Balonda ayrıca iki iyi denizci olan Kaptan Pencroff ve Herbert vardır.

Esrarlı Ada orijinal kapakYüzbaşı Smith denize düştükten sonra diğer dört arkadaş küçük bir kara parçasına ulaşmayı başarırlar. Bu küçük kara parçasının dört bir yanında yüzbaşıyı arasalar da bulamazlar. Efendisi Yüzbaşı Smith’i bulabilmek için Nebukadnazar (Kendisine bundan sonra kısaca Neb diyeceğiz.) bulundukları küçük kara parçasının tam karşısındaki kara parçasına ulaşabilmek için dalgalı sulara atlar ve karşı kıyıya yüzmeye başlar. Küçük kara parçasında kalan üç kişi şaşkın bakışlar arasında Neb’i izlerken Pencroff birkaç saat sonra sular çekilince karşı sahile daha kolay ulaşabileceklerini dile getirir. Pencroff haklı çıkar, birkaç saat sonra üç arkadaş yürüyerek boğazı geçerler. Karşı kıyıya çıktıkları yer bir derenin ağzıdır, böylece içecek suya kavuşmuş olurlar. Üç arkadaş sahilde Yüzbaşı Smith ve Neb’i ararlarken Pencroff midye bulduğunu söyler ama yanılmıştır hatasını Herbert düzeltir, buldukları şey midyeye benzeyen lithodomlardır. Geceyi Spilet’in cebinden çıkan kibritlerden biriyle ateş yakmayı becererek karanlıkta kalmadan geçirdiler.

Ormana avlanmaya giden Herbert ve Pencroff kolay avlanan kukuriku kuşlarına denk gelirler ve onlardan birkaç tanesini avlarlar.

Bir sabah köpek sesleri duyarlar ve bunun Top olduğunu hemen anlarlar. Bu onlara umut verir köpeğin peşinden koşamaya başlarlar. Köpek onları Smith’e ulaştırır, Smith baygın bir şekilde bir mağarada yatmaktadır.

Yüzbaşı Smith kendine gelir gelmez bulundukları yerin bir ada mı yoksa anakara mı olup olmadığını sorar. Yanıt alamayınca bir an önce bunu öğrenmeleri gerektiğini dile getirir.

Ormana ava çıktıkları bir gün Top yaklaşık yetmiş santim boyunda, kahverengi, domuza benzeyen bir yaratıkla boğuşmaya başlar. Ayak parmaklarının arasında perdeler olan bu yaratık kemirici bir hayvan olan kabyedir. Kabyeyi Top’un yardımıyla öldürürler ve kızartıp yerler.

Ada

Bulundukları karanın ne olduğunu anlamak için gördükleri en büyük dağa tırmanmaya karar verirler. Dağa doğru tırmanırken argıl adı verilen yaban koyunlarına rastlarlar. Tepeye ulaştıklarında bir ada üzerinde olduklarını anlarlar ve adalarına Lincoln Ada’sı adını verirler. Bulundukları dağa Franklin, körfeze Washington, güneybatıdaki yarımadaya Yılantaşı Burnu tam aksi yöndeki körfeze de Köpek Balığı adını verirler.

Adanın gemi hatlarından uzak olduğunu fark eden yüzbaşı bu adada bir süre yaşamaları gerektiğini söyler. Ada doğal zenginlikler açısından oldukça verimlidir ve beş arkadaş bu zenginlikleri sonuna kadar kullanarak adayı kendileri için güvenli bir yaşam alanı haline getirirler. Yaşadıkları mağaraya Kara Saray adını verirler.

Kışın gelmesiyle birlikte vakitlerinin çoğu mağarada geçmektedir. Bir gün yemek sırasında et yerken Pencroff dişini kırar. Dişini kıran etin içinden çıkan madde bir kurşun parçasıdır. Bu onları adada yalnız olmadıklarını düşündürür ve güvenlik önlemlerini artırırlar.

Bir gün deniz kenarında bir sandık bulurlar. Sandığın batan bir geminin enkazı olduğunu düşünürler. Sandıktan silahlar, giyecekler, kitaplar, kağıtlar, kimyasal maddeler hatta bir fotoğraf makinesi bile çıkar. Bu durum adalıları çok sevindirir.

Sahilde yürürken bir şişeye rastlarlar şişenin içinde bir not vardır: “Kazaya uğradım… Tabor Adası… 153 derece boylam… 37 derece güney enlemi…”

Yaptıkları küçük tekne ile yakın olan bu adaya giderler. Adada buldukları kişi insandan çok bir hayvanı andırmaktadır ne yaptılarsa onu konuşturamazlar. Onu kendi adalarına götürmeye karar verirler. Kara Saray’da adamı tıraş edip ona yeni giysiler giydirirler. Adam onlardan çok korkmaktadır bir gün onlara özgür olup olmadığını sorar özgür olduğu yanıtını alınca hızla ormana kaçar.

Herbert’i bir parsın saldırısından kurtaran adam kimliğini adalılara açıklar. Adanın yeni konuğu Ayrton’dur. Kaptan Grant’ın çocuklarının olduğu Duncan adlı gemide ayaklanma çıkarmış cezasını da ıssız bir adaya bırakılarak çekmeye başlamıştır.

Günler birbirini kovalarken bir korsan gemisi adaya çıkmak ister. Gemi adaya iyice yaklaştığı sırada bir patlama meydana gelir ve korsan gemisi batar. Geminin bir mayın sonucu battığını fark eden yüzbaşı arkadaşlarını yanına çağırır ve adada kendilerine gizlice yardım eden birinin bulunduğunu söyler.

Bu esrarengiz kişi ya da kişiler yaralanan Herbert’i de tedavi ederek hayatını kurtarırlar.

Bir sabah adanın zirvesinden beyaz dumanlar yükseldiğini görürler tam da bu sırada evcilleştirip Jub adını verdikleri maymun boynunda bir mesajla çıkagelir. Mesajda hemen çiftliğe gelin yazmaktadır. Çiftliğe varınca orada kimseyi bulamazlar ancak masanın üzerindeki bir not onlara denizin kıyısındaki dik kayalığın oraya gelmelerini söylemektedir. Kayalığın orda suların çekilmesini beklerler. Suların çekilmesiyle mağaranın girişi ortaya çıkar, onları bir sandal beklemektedir. Sandala binerek mağaranın içine doğru kürek çekmeye başlarlar.

Mağaranın bitiminde Nautilus gemisine rastlar. Kaptan Nemo onlara başından geçen olayları anlatır ve adaya çıktıkları andan beri onlara yardım edenin kendisi olduğunu söyler. Ölüme yaklaşmış olan Kaptan Nemo onlardan yaşamının son isteklerini yerine getirmelerini ister.

Kaptan Nemo
’dan adanın volkanik olduğunu ve yakında patlamak üzere olduğunu öğrenen yüzbaşı gemilerini bitirmek için daha da hızlı çalışmaya başlar. Patlamaların iyice şiddetlendiği bir gün adanın açığında bir gemi belirir. Gemi Kaptan Grant’ın oğlu yönetimindeki Duncan’dan başkası değildir. Gemiye çıkan adalılar on beş gün sonra Amerika’ya ulaşırlar.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir