“Fi”nin Kitabı Fi

Ülkenin en ünlü, hatrı sayılır, başarılı, tuttuğunu koparan ve yaşamının her anını planlayabilen psikolog ve aynı zamanda televizyon programcısı Can Manay,

Asaletin ve güzelliğin bir kadında buluşması ile duru bir güzelliğe sahip bale öğrencisi Duru,

Yaptığı müziklerle var olan, yaptıklarını kimseyle paylaşmayı sevmeyen, yaptıklarının altında ezilen ve fırsat verildiğinde neler yapabileceğini gördüğümüz, sanatı hayatının merkezine koymuş bir konservatuarın öğretim görevlisi Deniz,

Çaldığı enstrümanlarla birleşen, onlarla bütün olan, onların ruhunu anlayan, yaşadığı derin aşkı çaldıklarıyla ancak ifade edebilen içine kapanık bir konservatuar öğrencisi Ada,

Hayatın bütün zorluklarını çekmiş, yetimhanede büyümüş, Allah’ın bir lütfu olarak muhteşem bir dans yeteneği olan balet Göksel,

Sokakta yürürken kafanızı kaldırıp adım başı denk gelebileceğiniz türde bir ailede yetişen -annesi olmayan, ilgisiz bir baba ile otistik kardeşine bakmak zorunda kalan- ama hayatı daha genç yaşında çözümlemiş psikoloji öğrencisi Bilge,

Magazin basınında çalışan, ünlülerin birçok yüzünü görmüş, onların sahteliklerinden nefret etmiş ve onların çirkinliklerini ortaya çıkarmak için var gücü ile çalışan gazeteci Özge.

Kahramanların hepsi özel ve hepsi bir “fi” barındırıyor bünyesinde. Nedir “fi” peki? “Fi, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal bir orantı bağıntısıdır. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. İrrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1,61803398…’tür. Göze güzel gelen orantıyı temsil ettiği düşünülür.”

Can Manay bir ev bakmaya gider. Bu iş ona ilk başta sıkıcı gelse de yan komşusunun bahçesinde dans eden Duru’yu gördükten sonra işler değişir. İşte “Fi” Can Manay’ın, Duru’yu gördüğü andan onu ele geçirene kadar olan süreci kapsıyor. Bir tarafta avı olan Duru’yu avlamak için ince ince planlar yapan avcı Can Manay’ı; bir tarafta “Sahte Kadın”lardan nefret eden ve bunu “Bu gezegenin gördüğü en üstün yaratık, nasıl olmuştu da bacağının arasındaki delikle anılan ve o deliği doldurmak için şekilden şekle girmeye razı bir şeye dönüşmüştü.” sözleriyle aktaran ve bu kadınları “mutant” olarak niteleyen ve Can Manay’ı bitirmeyi kafasına koymuş bu işin zamanını bekleyen Özge’yi; bir tarafta beynindekileri uyuşturmak için belki de kendini jointe vermiş, hayatta tek güvenilmeyecek kişi olan yaptığı her işte avını ele geçirmek için hareket eden Can Manay’a güvenmiş, kendini yeni açılacak sanat merkezine adamış ve etrafındaki her şeyden habersiz Deniz’i; bir tarafta Ada’yı; bir tarafta Bilge’yi “deneyim”liyoruz neredeyse altı yüz sayfalık kitap boyunca.

Akilah Azra Kohen’in yazmış olduğu altı yüz sayfalık bu kitap kulağınıza, kitabı elinize aldığınızda gözünüze de çok gelse emin olun okumak o kadar çok sürenizi almayacak. Kitabı okurken çok beğeneceğiniz bölümler, altını çizeceğiniz cümleler olacak muhakkak ama bunların yanında beğenmeyeceğiniz bölümler, okurken sinir olacağınız cümleler de olacak. Kanımca bir kitabı okurken altını çizdiğiniz cümleler oluyorsa ya da okuduğunuz cümleler sizi sinir ediyorsa kitap amacına ulaşmıştır, diyebiliriz.

“Fi güzelliğin lanetlendiği, zekanın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır.” der kitabın arka kapağında. Gerçekten öyle değil midir hayat? Güzeli neredeyse güzel olduğu için sokağa çıkarmamaya çalışan, onları baskılayan insanlarla dolu değil mi dünyamız?

Zeka, Bilge’nin sahip olduğudur ama yüzlerine bakmayan sınıf arkadaşları -ki onlara arkadaş denmez-  onun zekasını yağmalar tıpkı hayatta olduğu gibi. Zekasıyla her zaman yağmalanır bir şey üretenler ama bunları sunanlar hep “sahte kadınlar” olur.

Konservatuarın değişen yönetim kadrosunun yaptıklarıyla da kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegenin ipuçlarını yakalıyoruz kitapta. Ayrıca medya patronlarının ve gazetecilerin çıkarları doğrultusunda siyasilere nasıl göbekten bağlandığına tanık oluyoruz.

Daha birçok konu var aslında yazarın üstünde durduğu. Özge’nin ağzından insanları sömüren düzene ve bu düzene ayak uyduran milyonlarca “sürü”ye,  Deniz’in ağzından bizi yöneten sisteme ve özellikle de sistemin eğitim anlayışına, Can Manay’ın kişisel ilişkileri ile yozlaşmış, aynılaşmış çıkar ilişkilerinin tamamına bütün çıplaklığıyla sert eleştiriler getirmiş kitap.

Ben, aşkın acımasız bir hal alıp karşısındakini sadece sahiplenmek uğruna “Bu, benden üstün bir duygu!” diyerek aşkın bayağılaşmasını hoş bulmadım sadece. Bu konuda ne yazarı ne de yazdıklarını olumsuzlayamam. Çünkü Can Manay gibi birisi bunları yapabilecek bir karaktere sahip ve ne de olsa toplumumuzda Can Manay gibi insanlar var.

“Fi”nin devamı olan “Çi”de görüşmek dileğiyle.

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 2 tane yorum yapılmış.

  1. 07 Ocak 2015

    […] Fi – Akilah Azra […]

  2. 08 Mart 2015

    […] kitap ‘kendine gelmek’ için burada olduğunun farkına varabilenlere yazıldı. Fi ile çıkılan yolculuğun tek durağıdır Çi. Sadece farkındalığa giden, değiştiren, […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir