Gazze’ye Karşı Sessiz Kalmanın Tarihçesi

Bugün Gazze’de yaşanan İsrail vahşetine karşı İslam coğrafyasından çıkan cılız seslere şaşıran insanların varlığı, geçmişle olan bağlarımızın ne kadar zayıf olduğunun da açık bir kanıtıdır.

Bireysel olarak gösterilen tepkileri, sosyal medya mesajlarını, İsrail mallarını boykot kararı alanları, Hitlere atıf yapanları bir kenara koyarsak, 1.5 milyarlık müslüman coğrafyalarından ses çıkmaması aslında hiç de şaşırılacak bir durum değil. Şöyleki;

haçlıTarih 1099’un kavurucu bir Ağustos günü,

Yer: Bağdat

Dönemin Şam kadısı Ebu Said El-Herevi, başı matem nedeniyle kazınmış bir halde etrafında perişan haldeki muhacirlerle halifenin sarayına dalar. Şam’ı ve Kudüs’ü ele geçiren Frenklerin(Haçlılar) bölgedeki halka reva gördükleri vahşeti tireyerek ve gözyaşları içinde aktarır ve şöyle haykırır halifenin huzunda bulunanlara:

“ Suriye’deki kardeşlerinize develerin eyerlerinden ve ya akbabaların kursaklarından başka eğleşecek yer kalmamışken, bahçe çiçeği gibi uçarı bir hayat sürüp talih eseri başınızı soktuğunuz şu emniyetli kuytuda miskin miskin uyuklamaya nasıl cüret edersiniz? Ne çok kan döküldü! Kimbilir kaç genç kız utanç içinde o tatlı yüzlerini elleriyle gizlemek zorunda kaldı! Değerli Araplar hakarete alışıyor mu, yiğit acemler şerefsizliği kabul mu ediyor?”

Dinleyen herkesin gözleri dolar ve hıçkırarak ağlamaya başlar. Müslümanların emiri olan genç halife söze gelenlere karşı duyduğu sempati ve sevgiyi anlatarak başlar ve sarayın ileri gelen altı kişisini bu olayı soruşturmakla görevlendirir. Hepi topu bu kadardır. Kudüs yağmalanmış, Şam kılıçtan geçirilmiştir ve halifenin tek yaptığı soruşturma komisyonu kurmak olmuştur…

Başka bir örnek yine o döneme ait. İznik Haçlılar tarafından işgal edilince dönemin Mısır yöneticilerinden ünlü vezir El-Efdal Bizans hükümdarı Basileus’u arayarak Frenklerin bu eşsiz zaferini kutlamıştır. Çünkü Selçuklu Devleti’nin güçlenmesini istememektedir. Ayrıca aynı vezir  Antakya’yı kılıçtan geçiren Haçlı ordugahına elçiler ve hediyeler göndererek Arap topraklarını aralarında pay etme teklifinde bile bulunmuştur.

Başka ve daha çarpıcı bir örnek daha:

Weizmann_and_feisal_1918

( Weizmann ve Faysal yan yana)

Bu kez tarih 1. Dünya Savaşı yıllarını gösterirken Mekke şerifinin oğlu Faysal kendisinin hükümdar olacağı büyük bir Arap yarımadası hayal ediyordu. Ve bu hayalini teklif olarak sunan İngilizlerle Osmanlı’ya karşı savaşmayı kabul etmişti. Kral Faysal Paris’te kalırken İsrail devletinin ilk başbakanı olacak Chaim Azriel Weizmann ile de tanıştı. Bu iki lider 1919 yılında iki halk arasındaki kan bağlarını ve tarihsel ilişkileri överek büyük Arap Devleti’nin kurulması halinde Filistin’e yahudilerin yerleşmesinin de önünü açacak bir belgeye imza attılar. Sonuç ne mi oldu? İngilizler elbette sözlerini tutmadılar ve Emirl Faysal’ın tüm çabalamalarına rağmen elde ettiği tek mevki İngiliz mandasında yaşayan Irak Emirliği oldu…

abdülnasırGelelim daha yakın geçmişe: İsrail devleti kurulduktan sonra Arap dünyasındaki gelişmelere. Bin yıl önce ne yaşandıysa yine aynı senaryo yaşanmaya devam etmektedir aslında. Şii-Sünni kavgası başta olmak üzere pek çok kavgayla birbirlerine düşen Arap halkları ve devletleri başta ABD olmak üzere o bölgede at koşturan ve temel kaygısı petrol olan batılı güçlerin piyonu olmaktan kurtulamamışlardır. Bir dönem Birleşik Arap Cumhuriyeti kurarak Arapların gözünde kahraman olan Abdülnasır bile 1952’de Kral Faruk’u tahtından edecek Hür Subaylar darbesini gerçekleşirmeden iki gün önce İngiltere’ye haber vermiştir. ( Bu detay eski Rusya federasyonu başbakanı Yevgeni Primakov’un “Rusların Gözünden Ortadoğu” kitabında mevcuttur. S.39)

Filistin meselesi gerek Mısır’ın gerek Ürdün’ün gerekse Suriye ve Lübnan’ın bir sınır meselesi değil Arap dünyası ve tabiki müslüman coğrafyalarının haysiyet meselesidir. 1949’da İsrail kurulduğunda ordularıyla Filistin’e giren ve fakat sayıca üstün olmalarına rağmen ağır bir yenilgi alan bu dört devlet bin yıl önce ne yaşandıysa bugün de aynının yaşandığını adeta kanıtlamıştır. Aynı durum Haziran 1967 de tarihe “altı gün savaşları” olarak geçen ve İsrail’in Mısır, Lübnan ve Suriye’yi darmadağın ettiği savaşta da görülür. Aslında bu savaş Arap dünyası için tam bir hezimet ve en onur kırıcı yenilgidir diyebiliriz. Sovyet silahlarıyla son sistem uçaklara ve tanklara sahip Mısır ordusu İsrail saldırıları karşısında tek kurşun atamadan adeta rezilce imha olmuştu. Bu acı yenilgi sonrası israil topraklarını biraz daha genişletti ve ABD’nin de yardımlarıyla daha da pervasızlaştı.

1950’lerden bugüne değişen pek birşey yok. İsrail yine öldürmeye devam ediyor, Araplar birbirlerinin kafalarını kesmekle meşgul, IŞİD Musul’da büyükelçimizi kaçırmış ve halifeliğini ilan etmiş durumda, Arap Birliği dış işleri bakanları toplanıp büyük ihtimalle kınama yayınlayacak. ABD İsrail’in arkasında durmaya devam edecek. Ne BM ne de başka bir kuruluşun ABD vetosunu aşıp İsrail’e yaptırım yapması mümkün değil!

taş-atan-filistinli

Yani Filistinli çocuklar için tek umut var: Taşın çeliği alt edebilmesi!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir