Gece ve Sen

Yağmur dinmiş, kara bulutlar yerini mavimsi bir gökyüzüne bırakmıştı. O, açık olan penceresinden dışarıyı seyrediyor ve toprak kokusunu alabildiğince içine çekiyordu.http://www.aynadakiler.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif

Bir an saatine baktı. Saat sabahın 5.30’una geliyordu. Kuş sesleri odasını dolduruyordu. Çoğu zaman kuş sesleri ona en sevdiği ezgileri, ezgiler de yâri hatırlatırdı.

Belki de bu saatlerde insanlar yeni güne başlamanın heyecanı ile gözlerini uykudan açıyor ya da çoktan yataktan kalkmış üzerilerini giyiyorlardı. O ise doğan güne inat daha uyumamış, sabaha kadar geceyi dinlemişti.

gece-ve-sen

Gece ona çok şey söylerdi. Yârdan ayrı geçirdiği günlerde geceyi dinlemek, kuş seslerini dinlemek onun için ayrı bir tutkuydu. Çünkü ancak gece, ruhunun acılarına teselli oluyordu. Gece, onun acılarını dindiriyordu.

Geceleri açık havalarda yıldızları seyrediyor, kendince en büyük yıldızı bulmaya çalışıyordu. O yıldız şüphesiz yâr oluyordu ve o yıldızın en yakınındaki yıldız da o oluyordu. Yakınındaki diğer yıldızları da süratle yanlarından kovuyor -her ne kadar gökten yıldızlar gitmese de o aklından çıkarıyordu yıldızları- sadece ikisi kalıyordu. Sonra ikisi dans ediyordu dakikalarca, yorulana dek. Ardından sohbet ediyorlardı şimdiye ve geleceğe dair.

Geceleri yıldızların olmadığı gecelerde ise ay’ı seyrediyordu sabaha kadar. Ay’ın içindeki koyuluğun bir yakası yâr, bir yakası da o oluyordu. Gece hiç durmadan sohbet ediyorlardı kendilerince. O, iki koyuluğu birbirine yakınlaştırmaya çalışıyordu ama ne kadar denese de olmuyordu bu. Olsun, o, onu uzaktan da seviyordu. Hem daha ilk gün ay şahit olmamış mıydı sevgilerine, aşklarına…

Sonra gece bir türkü tutturuyordu onun için yüreğinden gelen:

Gecenin tam ortasında

Aklıma gül yüzlü yarim gelir

Buğday sarısı saçlarıyla

Gönlüme mutluluk verir.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir