Gecenin Ayazında Bir Adam

Küçük, sevimsiz bir yerdeyiz. Burası bir otobüs şirketinin yazıhanesi. Orada bu yere benzeyen üç dört tane daha yer var. Biraz içeride durduktan sonra can sıkıntısının da etkisiyle dışarıya çıkıyorum ve dışarıda yazıhanede çalışan yolcuların eşyalarını otobüse yerleştirmekle görevli olan adamı görüyorum. İçerisi küçük ama sıcaktı. Dışarısı akşamın da verdiği soğuklukla buz gibi. Hani Evliya Çelebi’nin dediği gibi. Bir kedi olsa, bir damdan bir dama atlasa, havada donacak sanırsınız. Zaten mevsim kış.

Dışarı çıktığımda ilk önce soğuktan ürperiyorum. İçeri girmek istercesine ayağım geri geri gidiyor ama dışarı çıkmıştım bir kez. Tam karşımda arabaların tükenmeden aktığı bir yol, sağımda benzin istasyonu, solumda ise üst geçit bulunmakta. Hava nasıl buz gibiyse, etrafta bu sevimsiz kentleşmeden dolayı buz gibi. Adama yaklaşıyorum. Üzerinde eskimiş, yılların yükünü çektiği her halinden belli bir mont var. O üşümüş, kafasını eskimiş montunun içine çekmeye çalışıyor. Bunu yaparken omuzlarını kaldırabildiği kadar havaya kaldırıyor, başını ise çekebildiği kadar aşağı çekmeye çalışıyor. Kısa boylu, ön taraftan saçları biraz dökülmüş, göz rengi karanlığın verdiği havayla meçhul buna karşılık yüzündeki kırışıklıklar seçiliyor. Beni görünce zorla gülümsüyor. Ne de olsa ya yolcu yakınıyım ya da yolcuyum. Çünkü bu saatte ve bu soğukta kimse burada olmaz. Bizim otobüsün ne zaman gelebileceğini soruyorum. Ellerini cebinden çıkarmadan, dalgın bir şekilde cevap veriyor:

– 23.15

Ben bu cevabı aldıktan sonra biraz geri çekiliyorum. Ve onu seyretmeye koyuluyorum. Adam yolun kenarında bir aşağı bir yukarı yürüyor. Herhalde üşüyen ayaklarını harekette tutmak için. Kafası hep önde sanki bir şeyler düşünüyor. Gelen bir otobüs, onu bu düşüncelerinden kurtarıp hareketlenmesini sağlıyor. Hemen yolcuların bavullarına, valizlerine, çantalarına saldırıyor. O dalgın, düşünceli halinden eser kalmıyor şimdi. Bir oraya koşuyor, bir buraya. Bütün yolcuların eşyalarını otobüse yerleştirmeye yardım ettikten sonra geri çekiliyor. Otobüs yavaş yavaş hareketleniyor. Sonra tam gaz ileri… Adam işini iyi bir şekilde yapmanın verdiği gururla başı dik.

Kısa bir süre sonra adamın başı yine önde, yolun kenarında bir aşağı bir yukarı gidiyor. Yine düşüncelerine dalmış. “Acaba bu adam neyi düşünür?” diye geçiriyorum içimden. Herhalde evde hasta olan çocuğunun ilaç paralarını nereden bulacağını, okula giden çocuklarının ihtiyaçlarını nasıl gidereceğini düşünür.

Bu düşünceler içinde saatin daha da ilerlediğini fark ediyorum. İlerleyen saatin de etkisiyle hava iyice soğudu. Adam dalgın dalgın yine yürüyor. Bir an duraklıyor. Derinden bir öksürük sesi. Bir daha ve bir kez daha… Sonra belki istemeden yere tükürüyor. Sağ elini cebinden çıkarıyor. Elini bütün düşüncelerini boş verircesine sallamasını bekliyorum ama yapmıyor. Elini rüzgârdan sağa sola dağılmış saçlarına götürüp saçlarını karıştırıyor. Aklına bir şey gelmiş gibi…

Nihayet bizim otobüs de geliyor. Adam az önce hiçbir şey düşünmüyormuşçasına yine dalgınlığından kurtulup hareketleniyor. Yine yolcuların bavullarına, valizlerine, çantalarına saldırıyor. Bizim de eşyalarımızı yerleştiriyor otobüse. Ona içten teşekkür ediyorum. Adamın yüzü gülüyor. Herkes otobüsteki yerlerini alıyor. Bizim otobüste yavaş yavaş hareket ediyor ve bir süre sonra gözden kayboluyor. Adamın başı yine dik. Yine aynı ifadeyi görüyorum yüzünde.

Biraz sonra başı yine yavaşça öne düşüyor. Dalgın bir şekilde bir aşağı bir yukarı yolun kenarında son otobüsün gelmesini bekliyor…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir