Haneke Okumaları 8: Saklı – Çekirdek Ailelerin Mutluluğu

Modern dünyada çekirdek aile her daim kutsanmıştır. “İnsan Hakları Evrensel Beyannemesi”nin 16. maddesinde “Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur.” denmektedir. Modern dünyada toplumun temeli olarak aile görüldüğü için ailelerin kurulması ve sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürmesi son derece önemli bir mevzudur. Çünkü aileler yok olmaya başladığında toplum da yok olmaya başlayacaktır.

cache filmi

Çekirdek ailenin mutluluğu kıldan ince bir çizgi üzerinde devam eder. Küçük bir savrulmada her şey ters yüz olabilir. Michael Haneke “Cache” yani “Saklı” filminde, modern dünyanın her daim kutsadığı çekirdek aileyi merkeze almış. Georges (Daniel Auteuil) televizyonlara edebiyat programı yapan ve yazar olan karısı Anne (Juliette Binoche) ile mutlu bir hayat sürmektedir. Bir gün nereden ve kimden geldiği belli olmayan bir paketin içinden bu çekirdek ailenin görüntülerinin çekildiği video kaset çıkar. Video kasetler gelmeye devam ettikçe ailenin huzuru kalmaz. Huzursuz ruhların sözcüsü Haneke, ekranın karşısında oturan bizleri tıpkı hayat gibi yavaş akan görüntülerin içine çekerek var olan huzursuzluğa ortak eder. Film, sakin sakin devam ederken her geçen dakikanın ardından damarlarınızdan yavaş yavaş huzursuzluğu zerk eder Haneke.

İnsanoğlunun bilmediği bir şeyi bildikleriyle ya da inandıklarıyla açıklamaya çalışması çok büyük bir problemdir. İyi eğitimli Georges’un geçmişiyle hesaplaşıp kendini gerçekleştirmiş birisi olduğunu düşünsek de karşısına çıkan problemin kaynağını, geçmişinde “sakla(ı)”dıklarında araması, geçmişimizle hesaplaşarak, geçmişte açık kalan defterlerin kapanması gerektiğinin altını kalın çizgilerle çiziyor Haneke. Bu hesaplaşma çoğu zaman diğer insanları yaralasa hatta onlara zarar verse de yine yapılacaktır. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki bu zarar verme mevzusunda bu zamana kadar seyrettiğim filmlerin içinde en çarpıcı, en gerçekçi sahne “Saklı”daydı. Sadece o sahne için bile “Saklı” seyredilir.

cache michael haneke

Haneke, her filminde değindiği şehirli ve modern dünyadaki yalnızlık olgusunu bu filmde Georges’un annesi ile konuşmalarının içine çarpıcı bir şekilde yerleştirmiş.

Yatağına bakıcısı tarafından yatırılan annesine Georges sorar:

– Bir süre dışarı çıkmasan yalnız hisseder misin?

Anne yanıtlar:

– Bu yalnızlığımı değiştirecek mi? Bahçede oturursam yalnızlığım azalır mı? Ya sen Georges? Metroda, evde olduğundan daha mı az yalnız hissediyorsun?

Ayrıca Haneke her şey olup bittikten sonra tek gerçek mahkeme olan George’un vicdanına dolayısıyla bizim vicdanımıza seslenir:

“Bu yükü vicdanında nasıl taşıdığını görmek istedim.”

Mutlaka izlenilmesi gereken filmler listesine giren “Saklı” filmini sıradan sinema seyircileri değil de farklıyı ve düşünmeyi seven sinemaseverler seyretmeli.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir