Hasan Sabbah ve Haşhaşiler

Başbakan Erdoğan’ın gurup konuşması esnasında cemaate yönelik sözleriyle gündeme gelen “haşhaşiler” örgütü aslında tarihteki ilk organize terör örgütü olarak karşımıza çıkıyor. Gizemli oluşları kadar, kullandıkları vahşi metodlar ile de gündeme gelen bu örgütün ana merkezi ise Alamut Kale’si.

Özellikle Büyük Selçuklu Devleti döneminde yaşanan suikastların baş aktörü olan ve kurduğu örgütle tarihteki yerini alan kişi Hasan Sabbah. Sorgusuz, sualsiz tam teslim olan örgüt üyelerinin bu tutumları nedeniyle batılı kaynaklar uyuşturucu madde ile bu noktaya ulaşılabilineceği düşünülerek onlara “haşhaş çiğneyenler”, uyuşturucu kullanarak suikast yapanlar anlamında “Haşhaşiler” demektedir.

Bu kadar gizemli konu olunca, edebiyat dünyası da bu konuyla ilgili pek çok eser vermiştir. Kuşkusuz eserlerin en göze çarpanı Amin Maalouf’un “Semerkant” isimli kitabıdır. her ne kadar aynı ortamlarda bulunmadıkları tarihçiler tarafından belirtilse de yazar kitabında, Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizam-ül Mülk arasında gerçekleşen olayları anlatır. Bu arada da Alamut Kalesi’nde gerçekleşen beyin yıkama durumlarını, müritlerin nasıl cennet vaadiyle kandırıldığını ve tam teslimiyet ile efendilerine hizmet verdiklerini muhteşem bir dille anlatır.

Konuyla ilgili ikinci kitap Alamut Kalesi’dir. Wladimir Bartol’un yazdığı bu tarihi roman daha önce Engin arkadaşımız tarafından tanıtılmıştı. (İsteyenler buradan ulaşabilirler.)

Pek bilinmese de Umberto Eco’nun tarihi ve fantastik romanı “Baudolino” da da söz konusu örgüte değinilmiştir.  Kitapta yeşil bal adı verilen bir madde ile cennet vaadiyle kandırılan gençleri uyuşturup suikastlara gönderen karanlık bir kişi tasvir edilir ve yazar bu kişiye Alaaddin adını vermiştir. Umberto Eco, bu çok korunaklı kalede dışı büyük surlarla çevrili, içinde ise her türlü zevkin ve ihtişamın yaşandığı bir yer olarak duyurulmuş olduğunu belirterek aslında içeride buna aldanarak  gelenlerin zincirlerle bağlandığını ve uyuşturucu maddelerle kandırıldığını betimler.

Elbette bu tarihi romanların gerçeği tam olarak yansıtmadığını biliyoruz. Ancak örgüt, özellikle uyguladığı suikast metodlarıyla eşi benzeri olmayan bir vahşilik sergilemişler. Genellikle çok iyi korunan veya önemli mevkilerde olan kişileri en kalabalık yerlerde, örneğin camide ya da pazar yeri gibi, öldürür ve asla kaçmazlardı. yakalandıklarında linç edileceklerini bildikleri halde suikastı gerçekleştirirler ve acı sonlarını beklerlerdi. Amaçları da zaten ölümden korkmadıklarının ve gözlerinin ne kadar kara olduğunun halk ve yöneticiler tarafından bilinmesiydi.

Gerçekten bu sistematik suikastlar Hasan Sabbah’ı yaşadığı dönemde en çok çekinilen insan yapmıştır. Nizamülmülk gibi kudretli bir baş veziri bile öldürtecek kadar etki alanına sahip örgütün sonu ise Hasan Sabbah’ın ölümü ile yavaş yavaş dağılması ve kalenin fethedilmesiyle son bulur.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir