Hey Büyük Aydın! Vallahi Bizi Baydın! Çal Oğlum Ordan Bi Haydn!

“Türk edebiyatı, imza günü- dinleti-konferans üçlemesinin dışına çıkıp okuyucusuyla farklı bir birliktelik geliştiremedi” diye bir eleştiri cümlesi yazmış Attila İlhan bir köşe yazısında. Doksanlı yıllarda yaptığı bu eleştirinin devamında da aydınların halktan kopukluğu üzerine oldukça çarpıcı tespitleri var. Bu tespitlerini şöyle sıralayabiliriz:

Türk aydını Tanzimat’tan bu yana doğduğu topraklara yabancılaşmasını, muasır medeniyet seviyesi olarak algılamış ve içinden çıktığı halkı hep alt sınıf, güdülmesi gereken, cahil-yobaz köylü takımı olarak değerlendirmiştir. Cumhuriyet projesinin en eksik kalan kısmı, tabandan tavana gelir seviyesini yükseltememek olmuştur. Üstte kalan kaymak tabaka her dönem hem pastanın en kaymaklı kısmını almış hem de altta kalanın canı çıksın metoduyla (varlık vergisi, özel tüketim vergisi gibi) ezileni daha fazla ezmiştir. Aydınlar da hep devlet desteğinde kabuk bağlamışlardır.  Köylerde topraksız köylü çocuklarının Mozart dinlemesi ya da Haydn çalması batılılaşmanın olsa olsa yan etkisi olur.

Sanatı, estetiği, mimarisi, edebiyatı, müziği, şiiri gelişen ve medeniyet seviyesinde sıçrama yapan pek çok örnekte önce gelir dağılımından en alttaki sınıflar da pay almış, belli bir gelir seviyesine ulaşınca da estetik değerler içselleşerek yükselmiştir.Elbette ki halkın ekmeğe olduğu kadar bilgiye ve özgürlüğe de ihtiyacı vardır. (Ancak biz ne ekonomik kalkınmayı becerebildik ne de kültürel aydınlanmayı!)Peki, ama bu bilgiyi ve özgürlüğü ona kim sunacak?

beyaz zambaklarİşte burada Grigoriy Petrov’un Finlandiya’nın kalkınma sürecini anlattığı destansı kitabı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” den küçük bir alıntı yapalım: “Fin kültürünü yaratan halk öğretmeni Snelman, şöyle sesleniyordu çevresinde toplanan okumuş insanlara: aydın olmak; modaya uygun kıyafetler giymek veya modern şapka takmak demek değildir… Siz halkın aklını, enerjisini, vicdanını uyandırmak zorundasınız… Bütün Suomi büyük bir ailedir. Unutmayınız ki halkın cehaleti, kabalığı, sarhoşluğu, fakirliği sizin ayıbınıdır”

Bizim memleket de Snelman’ın yüzyıl önce yakındığı durumla aynı olaylarla uğraşıp duruyor yıllardır. Aydınlar ulaşılamaz yerlerde oturuyorlar, yüksek tabakada sterilize edilmiş bir hayat sürüyorlar. Çevresi dikenli tellerle çevrimli gettolarından arabalarına binip yüksek katlı plazalarında kamera karşısına geçiyorlar. O en çok sevdikleri ecnebi kelimelerle örülü açıkoturumlarda “cahil” halkı aydınlatmaya çalışıp duruyorlar. İmza günlerinde büyük harflerle imzaladıkları kitaplar ve cep telefonlarına verilen kocaman gülümsemeli pozlarla alabildiğince “halk insanı” mesajını nasılda veriyorlar.

Basın, yayın, gazete, televizyon camiasına bakın farklı tek bir ses var mı? Farklı bir yüz var mı? Bir gün CNN Türk’te ertesi gün NTV’de. Sonra başka bir kanalda. Bence artık televizyon izlemeye özellikle haber kanallarını izlemeye hiç gerek yok! Çünkü yaklaşık 15 yıldır hep aynı isimler çıkıp hep aynı şeyleri tekrar edip duruyorlar. Edecekleri başka bir kelam yok! Karşıdakilerin de farklı isimleri çıkarak ne yetkileri ne de ferasetleri var.

IMG-20150228-WA0001Tüm bunların dışında farklı bir şey deneyen var mı? Okuyucusuyla yüz yüze gelmeye cesaret eden? Ahkam kesmeden karşıdakini dinleme cesareti olan var mı? Belki birkaç kişi. Aklıma gelen ilk ses Levent Gültekin. Fikirlerini beğenin beğenmeyin, okuyucularıyla yüz yüze görüşmelere gidiyor. Öylesine bir çay bahçesinde oturup sohbet ediyorsunuz… Sizi dinliyor, ne düşünüyorsa açıkça söylüyor. Nerden mi biliyorum, belki de bu tür görüşmelerin ilkini biz yaptık da oradan.

Artık yeni bir şeyler yapma zamanıdır. Sokrates gibi meydan meydan gezip halka dokunmak gerekir belki. Ya da farklı platformlardan yayınlar yapılmalıdır.  Spot ışıkları altından bacak bacak üstüne atıp “cahil ayak takımını” aydınlatma denemeleri yapmanın modası çoktan geçti. Ne köşenden döşendiğin yazıların bir aksi sedası var artık ne de beyaz camın arkasından yaptığın “modernist” yayınların…

Yeni bir şeyler bulmak zorundasın ey media, ey intelijensiya…

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir