“Hiç”liğe Erişen Bir Ney Üstadı: Neyzen Tevfik

neyzennHocapaşa Camii’nin tabutluğuna gidip, bir tabutun içine girer, kapağını üzerine örter ve uyur. Dünya malına zerre tamahı yoktur. Kimseye minneti de yoktur.

“Dünyanın en yüksek tahtına da çıksan, yine aynı götle oturacaksın” der. Geçmiş günlere yananlara şöyle seslenir:

 

“Geçen gençlik günlerine yanmayan

Yok gibidir, bense bakar geçerim.

Yoku vara, varı hiçe gömerek

Her solukta bir gam yakar geçerim.”

İlk çıkardığı şiir kitabına da “Hiç” adını vermiştir. Kendisine memuriyet teklif eden Talat Paşa’ya memur olunca sonunda ne olacağım diye sorar. Talat Paşa memuriyet silsilelerini saydıktan sonra son kademeye gelir ve en son kademeyi şöyle söyler: Hiç. Neyzen paşaya döner ve şöyle der: “İşte ben bugün de hiçim!”

Nice abdalların bulmak için nice yıllar yanıp tutuştuğu, aptalların ise dünya malında bulmayı umduğu  o son mertebeyi ne de güzel izah etmiştir Neyzen. Hiçtir. Bu yüzden 28 Ocak 1953’de verdiği son nefesinde o “hiç”i uğurlamak için binlerce insan akın eder Barbaros Bulvarı’na. En yüksek derecede devlet memurlarından, kılıklarına çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlara, üniversite profesörlerinden, sokak dilencilerine kadar binlerce insan… Hiçlik mertebesine erişmiş Neyzen’i “hep” birlikte uğurlarlar…

neyzenÖzgürlük aşığıdır Neyzen. İstibdadın hep karşısında durur. Sultan Abdülhamit için yazdığı ve bir kahvehanede yüksek sesle okuduğu “Abdülhamid2in ağzından bir nutk-ı hümayun” adlı şiiri yüzünden idam cezasına çaptrılır. Abdülhamid han’ın ağzından şöyle der Neyzen:

“… nerde Cengiz, engizisyon, nerde Haccac ü Yezid,

Nerde Timur, Hülagu, nerde ecdad-ı azam

Nerdedir şeddad ü Nemrud, nerdedir Ad-u Semud

Her cihetçe zaliman-ı dehre ben oldum imam”…

Cezadan kurtulmak için Mısır’a gider, en yakın arkadaşı olan Şair Eşref’de oradadır. Mısır’da da hapis yatar, çile çeker. Ne çekerse dili yüzünden çeker. Dedik ya kimseye eyvallahı yoktur. Sözünü esirgemez. Meşrutiyet sonrası tekrar yurda döner ancak “özgürlük” ile yine tanışamaz. Hep sözde kalır verilen sözler. Neyzen’de şöyle der:

“ Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,

Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!”

İstiklal harbi yıllarında Anadolu hareketine ve Mustafa kemal’e destek veriri. Özellikle Mustafa Kemal’i yücelten şiirler yazar. 1926 yılında Atatürk’le tanışır. Bir akşam Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal’in de aralarında bulunduğu bir gruba uzun bir ney ziyafeti çeker Neyzen. Mustafa Kemal’de kendisine nasıl bir hizmette bulunabiliriz diye sorar. Neyzen alışıldık cevabını verir yine: Hiç. Israr edilince de “kendisinin nüfus tezkeresi olmadığını söylemiş ve bana bir kafa kağıdı çıkart” demiş.

İsmet Paşa’yı zerre sevmez Neyzen. Gıyabında oldukça ağır dörtlükler söyler. İstanbul’a atanan vali Lütfü Kırdar için şöyle yazar Neyzen Başvekil’e:

“ Sıçtın İstanbul’a Kırdar Lütfi’yi vali diye,

Bir tüy tak da uçur aleme karşı bokunu.

Milletin hışmını teskin edemezsin, teresin

Götüne soksan eğer partinin altı okunu”

neyzen-tevfik1940’lı yılarda Bakırköy Akıl Hastanesi’nde 21 numaralı koğuş O’na ayrılır. Hem doktoru hem de dostudur ünlü sinir uzmanı Mazhar Osman. İstediği zaman gider, kalır, sonra canı istediğinde çıkar. Gençliğinde hem Mevlevi hem de Bektaşi dergahlarında kalmış, pek çok kişiden de feyz almıştır. Ancak hiçbir tarike bağlı kalmamıştır. Öyle ki; İstanbul’a medrese eğitimi için geldiği yıllarda sarık ve cübbe taşımadığı için medreseden; namaz kılmadığı ve abdest almadığı için de mevlevihaneden kovulur. Bağlı kaldığı yegane tarik, mey ve ney olmuştur. Bunu şöyle anlatır neyzen:

 

 

“ bir ot idin, kamış oldun, ney oldun

Feryadına karşılık hey hey oldun.

Su, kök, filiz, asma, üzüm, mey oldun

Her katreni bana umman edersin…”

Neyzen’in Marmara denizi kadar içki içtiği söylenir, kendi de tonlarca ot çektiğini anlatır. İçkiye başlamasını ise şöyle izah eder:

“ delikanlılık çağına girmiştim. Baktım herkes rakı içiyor. Ben de ne var bunda diyerek başladım, içtim. Misvakla dişlerini yıkayan, ayaklarına hacı yağı süren, bıyıklarını “sünnet-i senniye” şeklinde kestiren yobazın tiksindiği şeyde bir fenalık görmedim. Beni teşvik eden olmadı. Hem de hürmetle, tazimle içtim. Bir zemzem gibi dudaklarıma değdirdim.”

neyzen_tevfik-2Fazlaca içki içtiği için içkinin zararlarını anlatan bir konferansa götürülür Neyzen. Profesör kürsüde içkinin zararlarını uzun uzadıya anlatır. En sonunda da şöyle bir misal verir:

-İki kovadan birine rakı diğerine su doldursak ve bunları bir eşeğin önüne koysak, eşek hangisini içer acaba?

Dinleyiciler hep bir ağızdan cevap verir: suyu!

Neden suyu içer acep hiç düşündünüz mü diye tekrar sorunca, oturduğu yerde dayanamayan Neyzen cevabı yapıştırıvermiş:

  • Neden olacak, eşekliğinden…

Ruhun şad olsun büyük üstad…

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir