Hüseyin Nihal Atsız 111 Yaşında

Ülkemizde, düşünen insanlar hangi cenahtan olursa olsun mahpusluğu iliklerine kadar yaşamışlardır. Devlet, sen düşünüyorsun diye, mahpusluk boncuğunu muhakkak hepsinin boynuna takmıştır. Türkçülüğün simge ismi Hüseyin Nihal Atsız da mahpusluğu iliklerine kadar yaşayanların başında gelir.

“…tutukluyu Sansaryan Hanı’nın bodrum katındaki “mezarlık hücresi”nde konuk etmekti. Duvarlarından lağım suları sızan, tabanları vıcık vıcık çirkef olan, yatılacak yeri taş bir çıkıntıdan ibaret bulunan bu beş yerden birinde Atsız, bir hafta süreyle çile doldurdu. Hücreye konulurken yanında olan şapkası, bir haftada küf bağlamıştı…” (1)

Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş’a göre ise Hüseyin Nihal Atsız “Tabutluklarda işkencelere maruz kalmıştır.” (2)

hüseyin nihal atsız

Bugün 12 Ocak 2016. Hüseyin Nihal Atsız bugün tam 111 yaşında. Hüseyin Nihal Atsız’ın 111. yaşına ithafen…

Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905 yılında İstanbul’da doğmuştur. Atsız, baba tarafından Gümüşhanelidir. Atsız’ın babası Gümüşhane’nin Torul ilçesinin Midi Köyü’ndendir. Hem baba tarafından hem de anne tarafından Atsız’ın büyükleri askerdir.

Hüseyin Nihal Atsız, ilkokula Kadıköy’de başlamış, babasının görevi nedeniyle Süveyş’te devam etmiş daha sonra tekrar Kadıköy’de ilkokula devam etmiştir. Ortaokulu yine Kadıköy’de okumuş, liseyi ise İstanbul Lisesinde bitirmiştir. 10. sınıftayken sınavla Askeri Tıbbiye’ye kabul edilmiştir. 1925’te ise Ziya Gökalp’in cenaze töreninin yapıldığı günün akşamı Türkçülük fikrine karşı olan öğrencilerle kavga etmesi ve bir teğmene selam vermemesi gerekçesiyle okuldan atılmıştır.

1926 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girmiştir. Okula kaydoltuktan bir hafta sonra askere çağrılmış ve Atsız, İstanbul Taşkışla’da dokuz ay boyunca askerlik yapmıştır. Askerden dönüşte okuluna devam etmiştir. Hüseyin Nihal Atsız’ın sınıf arkadaşları arasında Orhan Şaik Gökyay, Nihad Sami Banarlı, Tahsin Banguoğlu, Pertev Naili Boratav, Ziya Karamuk gibi önemli yazar, şair ve düşünürler vardır. 1930 yılında Edirneli Nazmi’nin divanı üzerinde yaptığı çalışma ile mezun olmuştur. Öğrencilik yıllarında Fuat Köprülü’nün dikkatini çeken Atsız, onun girişimi ile fakülteye asistan olarak girmiştir.

1931 yılında “Atsız Mecmua”yı çıkaran Atsız, döneminde büyük bir Türkçü söylem geliştirmiş ve Cumhuriyet Dönemi Türkçülüğün öncüsü olmuştur. 1932 yılında Birinci Türk Tarih Kongresinde Zeki Velidi Togan’a, Reşit Galib haksız yere saldırmıştır. Bunun üzerine Atsız, aralarında Pertev Naili Boratav’ın da bulunduğu sekiz arkadaşı ile beraber Reşit Galib’e şöyle bir telgraf çekmiştir: “Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz.” Bu telgrafla çoğu çevreler tarafından mimlenen Atsız, Reşit Galib’in Milli Eğitim Bakanı olması ile asistanlıktan atılmıştır.

Fuat Köprülü dekanlıktan ayrıldıktan sonra yerine Ali Muzaffer Bey getirilir. Atsız, “Atsız Mecmua” dergisinin son sayısında Dekan Ali Muzaffer Bey için şunları söylemiştir: “On yedi yıllık hocadır. Kitap, makale veya makalecik şeklindeki eserlerinin adedi: 000.” (3) Bu sözler tabi ki Atsız’ın görevden atılmasının sebebi olmuştur. Hüseyin Nihal de dekanı birkaç gün sonra Tokatlıyan’da yakalamış ve yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır.

Üç ay Malatya’da, dört ay Edirne’de öğretmenlik yapan Atsız, Edirne’de görev yaparken “Orhun” dergisini çıkarmaya başlamış, Türk Tarih Kurumunun çıkardığı ve liselerde okutulan tarih ders kitaplarındaki yanlışları sert bir şekilde eleştirmiştir. Bunun üzerine 28 Aralık 1933’te Bakanlık emrine alınmıştır. Dokuz ay Bakanlık emrinde kaldıktan sonra Kasımpaşa’da ortaokul Türkçe öğretmeni olarak görevine devam etmiştir. Bu arada “Orhun” dergisi dokuzuncu sayısında Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır.

Dört yıl kadar Kasımpaşa’da çalışan Atsız, müdürün Milli Savunma Bakanlığına yazdığı bir mektup sonucu görevinden ihraç edilmiştir. Daha sonraları 1944’e kadar özel okullarda edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştır. Bu arada 1936 yılında Bedriye Atsız ile evlenmiş ve Yağmur ve Buğra adında iki erkek çocuğu olmuştur.

1944 yılında Başbakan olan Şükrü Saraçoğlu’na iki açık mektup yazan Atsız, ülkede komünist faaliyetlerin arttığını ve böylece komünizmin yayıldığını verdiği örneklerle açıklamıştır. Bu iki açık mektupta Hasan Ali Yücel’i bakanlık görevini yaparken komünistleri kolladığını belirtmiş ve onu istifaya davet etmiştir. Sabahattin Ali’yi de suçlayan Atsız, Hasan Ali Yücel’in teşviki ile Sabahattin Ali ile mahkemelik olmuştur.

Olaylı geçen davanın birinci oturumu 26 Nisan 1944’te görülmüş, ikinci oturum ise 3 Mayıs 1944’te görülmüştür. 3 Mayıs’ta büyük bir yürüyüş ve gösteri olmuş ve bunun sonucunda tutuklamalar başlamıştır. Davanın üçüncü oturumunda 4 aylık ceza alan Atsız’ın cezası ertelenmiş ama mahkeme çıkışında yine tutuklanmıştır. Bu tutuklamadan sonra Atsız ve arkadaşları çok çeşitli işkenceler görmüş ve tarihe “Turancılık Davası” olarak geçecek dava başlamıştır. Davanın sonunda Atsız’a 6.5 yıl hapis verilmiş ama Askeri Yargıtay, davayı temyiz etmiş ve kararı esastan bozmuştur. Bir buçuk yıl hapis yatan Atsız, 23 Ekim 1945’te tahliye edilmiştir. 31 Mart 1947’de davalar tamamlanmış ve Atsız’ın bütün arkadaşları beraat etmiştir.
hüseyin nihalKendisine 1949 yılında arkadaşı Tahsin Banguoğlu’nun yardımıyla yeniden iş bulan Atsız, Süleymaniye Kütüphanesi’ne uzman olarak atanmıştır. 1950 – 1952 yılları arasında “Orhun” dergisini 1964’ten ölümüne kadar ise “Ötüken” dergisini çıkarmıştır.

Hüseyin Nihal Atsız, 1967’de ülkedeki etnik ayrılıkçı hareketlerin olduğunu gözlemliyor ve “Ötüken” dergisinde bu konu ile ilgili düşüncelerini paylaşıyordu. Bu yazılarda çoğu zaman sert ifadeler kullanıyor ve farklı çevrelerin tepkisini çekiyordu. Atsız bu sert yazılarının üzerine mahkemeye verilmiş, altı yıl süren davalardan sonra 1973 yılında 1,5 yıl hapse mahkum edilmiştir. Daha sonra üniversite hocalarının, arkadaşlarının ve yurdun dört bir köşesinden gelen destek mektuplarının neticesinde dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Atsız’ın cezasını affetmiştir.

11 Aralık 1975 günü geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş, cenazesi iki gün sonra Kurban Bayramı’nın birinci günü Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Hüseyin Nihal Atsız Türkçülüğün simge ismidir. “Atsız’ın ideolojisi ve davası Türkçülüktür. (Türk milliyetçiliğidir.)” (4) Onun Türkçülüğünü faşizm olarak algılayanlara cevabı Atsız’ın yine kendisi vermiştir:

“Hakkımda türlü türlü sözler söyleyen insanlara ve hakiki fikrimi soranlara şunu söylemek isterim ki ben ne faşistim, ne de demokratım. Ben yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar milli şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür.” (5) Ayrıca o Türk’ü şöyle tanımlar: “Türk soyundan gelenlerle kendini bir Türk kadar Türk hissedenlere Türk denilir.” (6)

Nihal Atsız tarihçi, şair ve romancı, fikir ve dava adamı olarak çok cepheli ve her cephesiyle çok değerli bir şahsiyettir. (7) Onun tarih anlayışında her şeyden önce tarih şuuru kavramı vardır. O, bize öğretilen tarihin yanlışlarla dolu olduğunu savunmuş, özellikle geçmişimizi parçalara ayırmanın sakatlıklarından bahsetmiştir. Atsız bir Türk devletinin olduğunu ve geçmişten bugüne değin farklı hanedanların bu devlete egemen olduğunu savunmuştur. Ayrıca tarihteki çoğu şahsiyetlerimizi ya yerin dibine soktuğumuzu ya da çok yücelttiğimizden bahsederek bunun yanlışlıklar içerdiğini bizim düşmanlarımızın belli olduğunu vurgulamıştır.

Hüseyin Nihal Atsız yazdığı “Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtlar Diriliyor” romanları ile Göktürk tarihinden bahsetmiş ve hem döneminde yaşayanlara hem de kendisinden sonra gelenlere Türklük duygusunu bu romanlarla aşılamıştır. Yüzün üzerinde baskı yapan bu kitaplar hala günümüzde bile çok okunan eserler arasındadır.

Hüseyin Nihal’in belki de Türk tarihine ve edebiyatına en büyük armağanlarından birisi de hiç şüphesiz Kürşad‘dır. Atsız, Çin sarayına yaptığı baskının neticesinde Türklerin yeryüzünden silinmesini engellediği için Kürşad‘ı en büyük Türk kahramanı olarak görür. Romancılığında olduğu gibi şiirlerinde de Türkçü perspektiften şiirler yazmıştır.

Hüseyin Nihal Atsız savunduğu fikirlerden bir adım geri atmamış yani kimsenin adamı olmamıştır. Bu dik duruşundan dolayı okurken okuldan atılmış, memuriyet hayatı zehir olmuş, dergileri kapatılmış ve hapis yatmıştır. O fikirlerinin yılmaz savunucusu aynı zamanda uygulayıcısı olmuştur. Hem döneminde yaşayanları hem de kendisinden sonra gelenleri etkilemiş büyük bir dava ve aksiyon adamıdır. Atsız adı bu topraklarda hiçbir zaman unutulmayacaktır. Çünkü o Türk düşün ve edebiyat hayatında çok önemli bir yere sahiptir.

 

1. Vaktiyle Bir Atsız Varmış, İlhan Bahar, Kamer Yayınları, İstanbul, 2015, s. 154.

2. Mustafa Özkan, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş Makaleler, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 559.

3. Vaktiyle Bir Atsız Varmış, İlhan Bahar, Kamer Yayınları, İstanbul, 2015, s. 23.

4. Mustafa Özkan, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş Makaleler, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 558.

5. Vaktiyle Bir Atsız Varmış, İlhan Bahar, Kamer Yayınları, İstanbul, 2015, s. 249.

6. Vaktiyle Bir Atsız Varmış, İlhan Bahar, Kamer Yayınları, İstanbul, 2015, s. 211.

7. Mustafa Özkan, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş Makaleler, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 558.

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 2 tane yorum yapılmış.

  1. 19 Ocak 2016

    […] Hüseyin Nihal Atsız‘ın “Bozkurtların Ölümü” kitabı ile “Bozkurtlar Diriliyor” […]

  2. 28 Ocak 2016

    […] kopuz eşliğinde ozanların söylediği eserlerdir. Destanların milletler için önemini Hüseyin Nihal Atsız şöyle […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir