Huzursuz Ruhların Sözcüsü: Michael Haneke

Filmleriyle insanları huzursuz eden bir yönetmen; Michael Haneke. Alışılagelmiş anlatımların aksine seyirciyi en olunmaz zamanda yakalayıveriyor. Yönettiği filmlerin yazarının da kendisi olması bu etkiyi perçinliyor. Almış olduğu felsefe ve psikoloji eğitimi de bu etkiyi ortaya çıkarmada etkili olduğu söylenebilir.

1992 yılında çektiği “Benny’s Video” filmi tam bir toplumsal deney filmidir. Modern toplumun, teknolojik gelişmenin, yalnızlaşmanın, yabancılaşmanın hikayesini ve yan etkilerini küçük bir odada video oyunlarıyla ve video kasetlerle büyümeye çalışan bir çocuk üzerinden anlatır.

beyaz-bant

Çocukların masumiyeti ya da masumiyetin “çocuk” figüründe temsiline karşı başkaldırı filmi de olan 2009 yapımı “Das weiße Band” Türkçesiyle “Beyaz Bant” filmi ise huzursuzluğun doruklarında dolaştırır seyirciyi. Aile içi çarpık ilişkileri, toplumsal çürümüşlüğü, mahalle baskısını ve şiddeti, sıradanlıktan uzak ve kışkırtıcı bir biçimde seyircinin ruhuna işler. Film boyunca tiksinti uyandıran bir sahne yoktur ancak öyle ustaca sezdirici sahneler koyar ki yönetmen, kafasındakini “afişe etmeden ifşa eder.”

cache filmi

Modern toplumun o muhteşem yapısının nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlattığı bir diğer sarsıcı film ise orijinal adı “Caché” olan ve Türkçeye “Saklı” olarak çevrilen yapımdır. Film şehirli ve modern bir ailenin nasıl da yalnızlaştığını çarpıcı bir diyalogla izleyicisine sunar. Replikler usta işidir:

Yatağına bakıcısı tarafından yatırılan annesine, Georges (oğlu) sorar:

  • Bir süre dışarı çıkmasan yalnız hisseder misin?

Anne yanıtlar:

  • Bu yalnızlığımı değiştirecek mi? Bahçede oturursam yalnızlığım azalır mı? Ya sen Georges, metroda, evde olduğundan daha mı az yalnız hissediyorsun?

O anda yatakta yalnız bırakılan anneler akla gelir işte ya da babalar. Şehirde her şeye sahip bir aile, ancak ne anne ne baba ne de çocuk arasında bir bağ kalmamıştır. Giderek bireyselleşen, yabancılaşan, modernleşen! Toplumun en zayıf karnıdır işte burası.

funny-games

Şiddetin saflığı ve sıradanlığını ise 2007 yapımı “Funny Games” Türkçesiyle “ölümcül oyunlar” adlı filmle seyircinin önüne koyar. Temiz yüzlü ve oldukça eğitimli oldukları belli olan iki gencin, zorla girdikleri bir evde sergiledikleri vahşilik karşısında insan resmen donakalır. Film alışılmış ev baskınları gibi değildir, öğreticidir her şeyden önce, görüntünün nasıl da aldatıcı olduğunu daha ilk planda çarpıverir insanın yüzüne. Paul ve Peter’in temiz ve masum maskelerinin altında yatan yabani ve vahşi yüzleri, bize alt benliğimizi hatırlatır. Vahşi yanımızı, Mr. Hide olan tarafımızı.

Ve gerçek dünyada olduğu gibidir Haneke filmleri, iyiler kazanamaz. Toplumla sorunu olanların, sabırlı olanların, modernliğin zayıf karnıyla ilgilenenlerin, yabancılaşmayı görmek isteyenlerin, huzursuz olmayı seçenlerin yönetmenidir Haneke. Güney Koreli yönetmen Kim-ki Duk gibi sert göndermeleri vardır izleyiciye. Herkese salık verilmez.

Mide bulantısına ve kışkırtılmaya dayanıklı olanlara, huzursuz ruhlara birebir gelecek bir yönetmen arıyorsanız doğru adrestesiniz.

Diğer filmleri:

2012 Aşk

2003 Kurdun Günü

2001 Piyanist

2000 Bilinmeyen Kod

1997 Das Schloß

1994 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls – Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası

1989 Der siebente Kontinent – Yedinci Kıta

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 6 tane yorum yapılmış.

  1. 14 Şubat 2016

    […] ve daha birçok ödül alan “Amour” filmi ünlü ve sıra dışı yönetmen Michael Haneke‘nin son filmi. “Amour”un senaryosunu da yazan Haneke, filmde 80 yaşını […]

  2. 16 Şubat 2016

    […] Haneke’nin Amour filminde de başrolde olan usta oyuncu Jean-Louis Trintignant’ın komşularının mahrem konuşmalarını dinleyen emekli bir yargıç rolünde karşımıza çıktığı üçlemenin ve ustanın son senfonik eseri. Adalet, yazgı, kader, karar, suç ve ceza gibi pek çok kavramı sorgulayan ve ilahi olanın mutlak olduğuna, yazgı ve kaderin özgürlük denen illüzyona nasıl da mani olduğuna son sahneyle nokta koyan bir film. Son sahneyi gördükten sonra filmleri bir kez daha izleme dürtüsü doğacağına eminim. […]

  3. 11 Mayıs 2017

    […] Michael Haneke‘nin “Piyanist” filmi, Elfriede Jelinek’in “Piyano Öğretmeni” adlı kitabından beyaz perdeye aktarılmış. İMDB puanı 7.4 olan “Piyanist”, bol ödül alan bir film. Aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden “Piyanist”, her seyircinin koltuğuna yaslanıp rahatça seyredebileceği bir film değil. Aslında tam Haneke tarzı bir film. Rahatsız edici ve sıra dışı. Haneke duygusal buzlaşma üçlemesindeki gibi yalnızlık, iletişim eksikliği üzerinde dururken “Piyanist”te bunlara ek olarak baskıcı bir anne nedeniyle mazoşist eğilimleri olan şehirli bir kadını merkeze oturtur. […]

  4. 23 Mayıs 2017

    […] Günü… Michael Haneke “Kurdun Günü” filminde herhangi bir sebepten dolayı kaosun egemen olduğu dünyaya […]

  5. 05 Haziran 2017

    […] Michael Haneke, sıradan insanların gündelik hayatlarını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor ilk önce. Sonra bu insanların kaderini bir bankada kesiştiriyor. Ve küçücük bir huzursuzluğun büyük bir faciaya nasıl yol açtığına acı bir şekilde tanık oluyoruz. Bu tanıklık bize -bildiğimiz ama her zaman unutmaya çalışıp yaşamımıza devam ettiğimiz- modern toplumda şiddetin kol gezdiği gerçeğini yüzümüze vuruyor. […]

  6. 05 Haziran 2017

    […] “kimsenin kolayca ve içi rahat bir şekilde seyredemeyeceği filmler” çeken Michael Haneke,  1989 yılında çektiği ilk filmi olan “Der siebente Kontinent” yani “Yedinci […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir