Kalandar Cinayetleri Bölüm 1

Kar bütün şiddeti ile yağıyordu. Kar taneleri rüzgârın da etkisiyle sağa sola savuluyor, insanların dışarıda durmalarına müsaade etmiyordu. Bir de o tipi yok mu tipi, insanlara hiç aman vermiyordu. Dışarıdaki soğuğu bizim bildiğimiz soğuk kelimesi ile ifade etmemiz biraz tuhaf kaçacaktı ama soğuktu hem de çok soğuktu.

Burul burul yağan kara karşı burul burul sobası yanan evinde oturan Elmas Teyze, “Kalandar zamanı geldi çattı, yine!” dedi. “Mevlam bizi Şeytan’ın şerrinden korusun!”

Köyün göbeğindeki Elmas Teyze’nin evinden bilmem kaç kilometre ötesinde Hasan Dayı karları yara yara bir dağın yamacından aşağıya doğru iniyordu. Hasan Dayı ava çıkmıştı. Vakit, akşama yaklaştığı için artık evine dönüyordu. İki çulluk, bir karatavuk vurmuştu. “Bu akşam bize güzel bir ziyafet var da!” dedi içinden adımlarını sıklaştırırken. Ne kadar adımlarını sıklaştırmaya çalışsa da hızlı gidemiyordu.

Hasan Dayı eve dönmeye karar verdiği andan itibaren şiddetli bir tipi başlamıştı. Tipi, Hasan Dayı’nın vücudunda tek açık yer olan ağzına, gözüne doluyordu. Hasan Dayı, tipiden korunmak için boynuna doladığı yün atkıyı yukarı çekerek burnundan altını kapadı. Başını da olabildiğinde aşağı indirdi. Böyle yürümek daha kolaydı sanki. Hasan Dayı tipiden gözlerini açabildiği zaman yerde hızla çoğalan karları görüyordu. Her adımını attığında ayağın altındaki taze karlardan gacur gucur sesler geliyordu.

Elli altı yaşında olan Hasan Dayı artık köyünü çevreleyen dağları, dereleri, uçurumları, köyüne inen yolları, gözü kapalı biliyordu. Onun için rahattı Hasan Dayı, “Bu dağlara, bu derelere dolanayum ben!” derdi hep.

Köyün girişindeki ilk eve yaklaşık beş yüz metre varken yerde bir kızıllık dikkatini çekti. Gözünü tipiye rağmen daha da büyük açıp kızıllığın ne olduğunu anlamaya çalıştı. Bu kızıllığın ne olduğuna bir anlam veremese de sekiz, on adım daha attı. Yerde yine bir kızıllık vardı.

“Allah Allah! Hayırdur inşallah!” dedi Hasan Dayı. Kafasını kaldırıp biraz ileri baktığında karların üstünde bir karaltı gördü. Hasan Dayı, karaltıya doğru koşmaya çalışsa da yapamadı ama daha hızlı yürümeyi başardı. Karaltının yanına gelince bunun bir çocuk olduğunu gördü. Çocuk hareketsiz yatıyordu. Hasan Dayı eğilip çocuğu kaldırmayı düşünürken çocuğun başındaki kanları gördü. Biraz tereddüt ettikten sonra çocuğun başını kaldırdı ve başının altındaki kanlar asıl o zaman ortaya çıktı.

Hasan Dayı ne yapacağını bilemiyordu. Bu yaşına kadar köyünde ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordu. “Kim bu uşak acaba?”

Hasan Dayı ilk önce çocuğun başındaki karları temizledi. “Ula ha bu izler nedür? Tövbe estağfurullah!” Çocuğun başında çivi izlerine benzer izler vardı. Çocuğun başı delik deşik edilmişti. Hasan Dayı’nın nasırlaşmış yüreği, çocuğun o halini görünce kahroldu, perişan oldu. Hasan Dayı daha sonra çocuğun yüzündeki karları temizlemeye başladı. Önce ağzını ve yüzünü, sonra da gözlerini ve alnını temizledi.

“Ha bu uşak bizim Salif’in liseye giden oğlu değil mi?

“Vay anam!” diye çığlık atan Hasan Dayı’nın gözlerinden süzülen iki damla yaş, kandan kızıla boyanmış karların üzerine düştü.

 

Devamını bekleyiniz…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir