Kapanmayan Yaraların Filmleri: The Act of the Killing/The Look of the Silence

act-of-killing1- Act of the Killing

2012 Danimarka-Norveç-İngiltere ortak yapımı bir belgesel film. Sadizmin gülen yüzüyle karşılaşmaya hazır olun. Filmi izleyince, absürt yanlarının ağır bastığını göreceksiniz. Yaklaşık 2.5 milyon insanın komünist olmaları gerekçesiyle, devlet destekli paramiliter gruplar tarafından katledildiği Endonezya’da 1964-65 yıllarında geçen olayları anlatan film tam bir duygusal kaos örneği.

Filmin kahramanları 40 yıl önce binlerce insanı acımadan işkencelerle öldüren ve kendilerine gangsterler diyen bir grup Endonezyalı insan. Kendi filmlerinde kendileri oynamış. Yaptıkları her şeyi tek tek anlatıyorlar. Onların gülerek anlattıklarını siz kanınız donarak izleyeceksiniz.

Ve Pancasila gençliği adında yaklaşık 3 milyon üyesi bulunan bir gençlik örgütü ile tanışacaksınız. Görevleri komünistleri bulmak ve yok etmek. Anüslerine odun sokarak, kafalarını taşla ezerek, telle boğarak, üzerlerinden arabayla geçerek… Komünistleri öldürmek üzere görevlendirilmiş gençlik örgütü. Ve hala aktifler. Başkanları da hükümetin üyelerinden biri.

Özellikle sadistliğiyle ün salan ve filmde başrolde olan Anwar Congo’nun son sahnesi gerçekten görülmeye değer.

sessizliğe bakmak2- Look of Silence

Yönetmen bir önceki filmde öldürenlerin gözünden Endonezya’da ki olayları anlatmıştı. Bu filmde ise kurban yakınlarının gözünden görüyoruz olayları. 65’te Açe’de öldürülen insanlardan biri olan Remli’nin kardeşi “Adi” ana karakterimiz.

Başlarda annesinin şu sözleriyle sarsılıyor insan: “ uğruna ölünecek ve de öldürülecek davalar vardır. Ahlaki gerçekler diye bir şey yoktur. İlk başlarda anne olan biteni kabullenmiş gibi görünse de oğlunun mezarına gittiğinde ağzından şunlar dökülüyor: “neden oldukları acı kendi acılarına neden olmalı. Bize ve sevdiklerimize ızdırap verenlerin akıbetleri Allah’a kalmştır.

Yıllar geçmiş olsa da kurban yakınları ile onları katledenler aynı bölgede yaşamaya devam ediyorlar. O dönem ellerine verilen listelerdeki kişilerin yakalanıp öldürülme emrini veren liderlerden biri olan İnong, yaşadıkları hatırlatılınca övünerek anlatıyor:

“O kadar çok insan öldürdüm ki, kanlarını içmeseydim, çıldırabilirdim.

Eğer bir kadının göğsünü palayla keserseniz, kan kesilen yerden pekmez gibi akar.

Komünistleri öldürdük, çünkü onların inançları yoktu ve birbirlerinin karılarıyla ilişkiye giriyorlardı.

Bazılarının penislerini kestik ve bedenleriyle birlikte nehre attık. Artık kimse nehirde tutulan balıkları yemiyor. Çünkü öldürdüğümüz insanların etleriyle beslendiler.”

Kurban yakınlarının yapabildikleri tek şey yakınlarının mezarları başında beddua etmek. “Adi “ daha cesur davranmış ve cellatlarla yüzleşmeye gidiyor. Milis kuvvetlerde görev yapan Siahan ile görüşen Adi, yaşanan olayların bam telini duyuyor aslında:

“ Elimize liste verirlerdi, onları götürüp canlı canlı çukurlara gömerdik. ABD bizden komünistlerden nefret etmemizi öğretti. Biz de görevimizi yaptık.”

O anda oldukça sarsıcı bir cümle dökülüyor Adi’den: “ kapanmayan tek yara vicdandır.”

Oğlu öldürülen anne kendi kapanmayan yarasını ise şöyle dillendiriyor:

“ yaptıklarından pişmanlık duysalardı, vicdan azabı çekselerdi, onları affedebilirdim. Oysa onlar hiçbir şey olmamış gibi geziniyorlar…”

Kapanmayan yaralarla dolu bu filmleri mutlaka izleyin…

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir