Kış Öyküsü

“Tek bir kare…”

Yeni yağmış yumuşacık karların üzerinde bata çıka ilerlemeye çalışırken karlara sürünen fotoğraf makinesini daha yüksekte tutmaya çalışması derin karın içinde dengesini bozuyor, yeniden denge kurmaya çalışması komik bir görüntü oluşturuyordu. Her adım atışında ağzından yükselen ılık buhar, kızaran yüz ve donmak üzere olan bir ayak başparmağı ona daha isteksiz ayak uyduruyordu.

Az kaldı, dedi kendi kendine. Huyuydu bu, yalnız kaldığında kendisiyle konuşurdu. Bazen yalnız kaldığı sanısıyla da kendisiyle konuşur bir köşeye gizlenmiş kahkahalarla yalnız olmadığını anlayınca küçük bir suçluluk duyar ama yine de bu huyunu bırakmazdı.

“Tek bir kare, yalnızca tek bir kare daha alabilsem bitecek bu iş.”

Islanan pantolon paçalarına bakıp “Keşke kot giymeseydim.” diye geçirdi içinden. Kot giymese daha az ıslanacak, daha az üşüyecekti. Yapraklarının tamamı kurumuş ancak, onca fırtınaya, yağmura, kara direnen bir kara fındık ağacının altındaki küçük düzlüğe çöktü. Bir dizini yumuşak karlara koydu. Kar çökünce ayağa kalkıp bir güzel sıkıştırdı karları tabanlarıyla. Tekrar çöktü. Kara değen dizi biraz üşüyordu.
Tek bir kare, bugün başka yok, dedi lensini koruyan kapağı çıkarırken. Mauser taşıyan bir keskin nişancı gibi makinesini hedefe doğrulttu. Vizörden bakarken yüzünün ne kadar da üşümüş olduğunu düşündü.

“Birinci ev, tamam, ikini ev, üçüncü ev, deniz… deniz, hay lanet olası elektrik telleri, biraz sağa… Kadraj tamam.” Keskin bir nişancı gibi hareket ediyordu, dudaklarından dökülen fısıltılar da olmasa haşarı bir çocuğun yaptığı bir kardan adam sanılabilirdi kar altında. “Işık tamam. Netlik…” Nefesini bıraktı ve tek bir kez bastı deklanşöre… Üç kez gelen klik sesinin ardından yaptığı işi görmek için ekrana baktı. Karşısında bu manzara vardı:

kış öyküsü

 

Fotoğraf: Mesut AYDIN
https://www.facebook.com/mesutaydin.com.tr

Öykü: Engin AKALIN

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir