Kredi Kartlarını Çıkaranlar, Taksitleri Kimin İçin Kaldırdılar?

Önce daha çok tüketmemizi özendirdiler. Reklamlar, subliminal mesajlar, promosyonlar, kampanyalar, eskisiyle yeniyi değiştiren pazarlama stratejileri ile tüm yaşamımız, elimizdeki ürünlerin bir üst modeline sahip olmak için kurulu hale getirildi. Bizler de gönüllüydük. Daha iyi arabalar, akıllı evler, denize sıfır yazlıklar, devre mülkler, daha iyi fotoğraf çeken makineler, daha ince led tv’ler, dijital yayınlar, üç boyutlu oyunlar, 5 çekirdekli akıllı telefonlar… Hep bir üst model için çalışır olduk.

Sonra kredi kartları önerdiler. Peşin paraya almamız hayal olan ürünleri 24-36 aya böldüler. Taksitleri bitmeden bir üst modeli hayalimizde canlanan ürünler sürdüler piyasaya. Biz aldıkça aldık. I Phone-5 çıkınca elimizdeki bir alt modelin çöp olduğuna inandırıldık.

Bu arada büyük şirket evlilikleri oldu. Dünya borsalarında işlem gören toplam paranın yaklaşık %90’ı sayısı 1000’i geçmeyen çok uluslu şirketlerin elinde toplandı. Geriye kalan kesim, en küçük dalgalanmada iflas etti. Daha az çalışıp daha çok kazanmak için hayatlarını riske atanlar, hem paralarından oldular hem de hayatlarından.

Derken taksitlerin sınırlandığını öğrendik. Büyük teknoloji mağazaları bunu bekliyormuşçasına ardı ardına farklı kampanyalara giriştiler. Olan küçük esnafa oldu. Ellerindeki malları satamaz hale geldiler ve çoğu iflas etmek zorunda kaldı. Süpermarketler karşısında tutunamayan mahalle bakkalları gibi.

Dev evliliklerle daha da büyüyen yabancı ortaklı şirketler, şehirlerin tek eğlence merkezleri haline getirilen alışveriş merkezlerinde daha büyük yerler açtılar. Büyükler daha da büyürken, küçük olan yok oldu gitti.

Ama küçük olanların da uğraşacakları işler olmalıydı. Daha doğrusu gözlerinin önünde cereyan etmekte olanları görmemeleri için dikkatleri dağıtılmalıydı. Taraftarlıklar, ideolojiler, ırklar, dinler, gelenekler ve akla gelebilecek her detay farklı kutuplarıyla ortalığa serildiler.

Araplar Amerikalılardan nefret ettiler, Türkler İsraillilerden. Ruslar Avrupa düşmanı oldular, Japonlar ise Çin. Vietnamlıları kızıl Çin’den korumak için öldürdüler, portakal gazı attılar. Arapları diktatörlerden kurtarmak için havadan bombaladılar. Amerikalıları savaşmaya inandırmak için İkiz Kuleleri vurdular. Latin Amerika ülkeleri insan kaçırma ve uyuşturucu cenneti oldu. Afrika açlıkla terbiye edildi, Avrupa terör paranoyasıyla.

Arap Baharı ile Ortadoğu’da tek sağlam Arap devleti kalmadı. Biz paralel çekişmelerle, devlet içinde devlet savaşlarıyla, ortalığa dökülen ses kayıtlarıyla, işlemeyen mahkemelerle, yerin dibine giren adalet işleriyle tam bir keşmekeş içindeyiz. Yarına nasıl uyanacağımız belli değil. Ukrayna paramparça oldu. Kimin kimi vurduğu belli değil. Daha da kötüsü kimsenin umurunda değil. Sırada neresi var kim bilir…

Sanırım tüm distopik kitaplarda bahsedilen çağa doğru hızla yaklaşıyoruz. Devletlerin ortadan kalktığı, birkaç dev şirket tarafından yönetilen son teknoloji ürünü sanal kafesler içinde yaşamlarını sürdüren insanlarla çepçevre bir dünya.

Hani George Orwell’ın, Ray Bradbury’nin, Yevgeni Zamyatin’in, Ursula Le Guin’in, Aldous Huxley’in öngördükleri dünya…

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir