Külkedisi Kadar Mutluluk

Bu yazıyı kaleme alırken çok tereddüt ettim. Acaba çok fazla eleştirilir miyim, yazsam ne olur gibi aklımda birtakım sorular hâsıl oldu. Ama bunları bir kenara bırakarak kalemi elime aldım. Sonuçta biz burada duygularımızı paylaşıyoruz. Amacımız hiçbir şeyi kötülemek değil ki buna kalemimiz zaten yetmez.

İçimde büyüttüğüm bazı mukaddesatlarım vardır. Sanki onlara dokununca büyüsü bozulacak, bütün özelliği yitip gidecek hissiyatı duyarım. İstanbul’da da içimde yere göğe sığdıramadığım, dokununca büyüsü bozulacak, Külkedisi masalındaki gibi saat on iki olunca her şey ortadan kalkacakmış gibi mukaddesatlarım çok fazladır. Onlardan en büyükleri, kalbimde her zaman derin bir yer tutmuş Sultanahmet Cami ve Topkapı Sarayı’dır.

İstanbul’a gediğim ilk yıllardı. İşlerimi yola koyduktan sonra fırsat bulup hemen Sultanahmet’e koştum. O sabah yüreğim kıpır kıpırdı. İçimdeki çocuk sevinciyle binmiştim vapura. Vapurda giderken bize yoldaşlık eden martılarla simidimi paylaştım. Çok mutlu ve heyecanlıydım. Eminönü’ne geldiğimde Yeni Cami selamladı beni büyük ihtişamıyla. Yürüyerek, Bab-ı Ali’nin de kokusunu içime çekerek Sultanahmet’e vardım. Hemen koşmak istiyordum beni saracak olan Sultanahmet Cami’ne. İlk önce Sultanahmet Cami’ni ve Topkapı Sarayı’nı dışarıdan seyrettim. Çok mutlu olmuştum. Her şey kalbimin telini titretiyordu. Vakit kaybetmeden Sultanahmet Cami’sine girdim. Evet, güzeldi; etkileyiciydi ama içimde tarif edemediğim bir burukluk oldu. Attım hemen kendimi dışarı. Ardından Topkapı Sarayı’na koştum. İçeri girdiğimde bütün bölümlerini gezdim. Burada da değişen bir şey olmadı. İçimdeki burukluk daha da arttı. Sadece “Kutsal Emanetler’in sergilendiği yer beni çok mutlu etmişti. İçeriden yayılan o davudi sese vurulmuştum. Çok güzel bir Kuran tilavetiydi duyduğum. Bütün sıcaklığıyla sardı beni bu ses. Bir süre dinledim o davudi sesi. İçimdeki buruklukla ayrıldım oradan. Kendimi oradan da dışarı attım. Bir süre amaçsızca dolaştım Sultanahmet’te.

Heyhat! İşte görmüştüm içimde büyüttüğüm mukaddesatları. Ama dokununca, görünce büyüsü bozuldu, Külkedisi masalındaki gibi saat on iki oldu. Ortadan kalkmıştı o özlediğim, içimde büyüttüğüm derin hissiyatım.

Şimdi sadece Süleymaniye Cami var gönlümde. On altı yıldır İstanbul’dayım ve hala gitmedim Süleymaniye’ye. Yakın gelecekte de gitmeyi düşünmüyorum. İçimdeki sevgi selini Üstat Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri ile gemliyorum. Bu sevgi selinin bani yakıp kavurmasını onun dizeleriyle engelliyorum. İçimde büyüttüğüm mukaddesatıma dokunmuyorum, dokundurmuyorum.

Hayatta da hep böyle değil mi? Dokunduğumuz her şeyin büyüsünü bozuyoruz. Onun için Süleymaniye’yi sadece gönlümde saklıyorum. Ve içimde büyütüyorum.

Not: Çok fazla gezip gördüğümü söyleyemem ama içimde büyüttüğüm sevgi seline tek cevap veren yer şimdiye kadar Bursa Ulu Cami olmuştu. İçinde sevgi seliyle büyüttüğü mukaddes yerler olan bütün dostlara ilk önce Ulu Cami’yi şiddetle tavsiye ederim.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir