Kür Şad ve Kırk Çerisi’nin Destansı Hikayesi

“Selenga Irmağı boyunca at süren Yüzbaşı Bögü Alp en sonunda Kıraç Ata’nın yaşadığı yere varmıştı. Geyik eti yiyip kımızlar içildikten sonra Bögü Alp’i tatlı bir uyku esir aldı. Zaman gece yarısına gelmişti ki Kıraç Ata konuğunu uyandırdı. Yavaşça yanan ateşin karşısında oturmuş, elindeki kürek kemiğine bakarak olacakları bir bir anlatmaya başladı:

Büyük günler geliyor, dokuz yıla kalmaz olan olur… dokuz yıl daha geçer ve katı kılıcı kullanma günü gelir. Kıtlık olunca ay parçalanacak, Kara Kağan’ı öldürmene gerek yok, O’nu tasa öldürecek… Bir ulu şehirde toplanmış kırk er görüyorum. Aralarında sen de varsın. Yağmur yağıyor, bir ırmağın kenarında dövüşüyorsunuz… Budun kurtuluyor, adınız unutulmayacak. Acun batıncaya dek adınız gönüllerde kalacak…”

Kıraç Ata’nın sözünü ettiği kırk bir er, Çin tarafından esir alınan Türk budununu dokuz yıllık esaretten kurtulmasını sağlayan Çulluk Kağan’ın küçük oğlu Şu Tegin, nam-ı diğer Kür Şad ve kırk çerisidir. Binlerce askerin koruduğu saraya korkusuzca saldıran ve teker teker uçmağa varan bu kırk bir yiğit er, amaçlarına ulaşamamışlardır belki ancak impararatorun yüreğine öyle bir korku salmışlardır ki ünlü hükümdar ertesi yıl esir tuttuğu tüm Türkleri kendi ülkelerine göndermek zorunda kalmıştır.

Çin sarayını basıp Siangfu şehrine korku salan bu kırk bir yiğidin unutulmaz öyküsünü merak edenler,H. Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü” kitabını okuyabilirler. Tarihi roman sevenlere şiddetle tavsiye ederim.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir