Likya Yolu Yürüyüşü 1. Gün: Ovacık – Kabak

Parkur: Ovacık – Kozağaç – Kirme – Faralya – Kabak (23 km)

Süre: 09.30 – 18.00 (Tüm molalar dahil)

Su: Parkur boyunca ciddi anlamda su sıkıntısı yok. Faralya’dan Kabak’a kadar su olmadığı için bu etabın başında suyunuz tam olmalı. (Su bilgisi nisan ayının ilk haftası için geçerlidir. Farklı dönemlerde su durumu değişiklik gösterebilir.)

Parkurun Zorluk Derecesi: Orta zorlukta bir parkur. Yürüyüşün ilk kısımları birazcık tırmanış olsa da insanı tüketen bir yanı yok.

İstanbul’dan başlayan ve hiç bitmeyecekmişçesine devam eden otobüs yolculuğumun sona ermesiyle birlikte kendimi hemen Fethiye otogarının dışına attım. Otogarın hemen yanında yer alan bakkaldan su ihtiyacımı karşılarken bir yandan da Ovacık’a giden minibüslerin nerden gideceğini öğrendim. Şanslıymışım, Ovacık-Ölüdeniz minibüsleri hemen otogarın yanından geçiyor. Fethiye’den Ovacık’a minibüs yaklaşık 15 dakika gibi kısa bir sürede varıyor ve 3,5 lira gibi bir ücreti var. Minibüs şoförleri Likya Yolu’nun başlangıç noktasını biliyor, yol başlangıcında ineceğinizi söylediğinizde sizi orada bırakıyorlar.

Minibüse bindiğimde iki sırt çantası daha görüyorum. Minibüsten aynı yerde inince baba-oğulla kısaca tanışıyoruz. Yolculuğumun kalan kısmında epeyce vakit geçireceğimizden şimdilik habersiz Likya Yolu’nun başlangıç tabelası altında birbirimizin fotoğraflarını çekiyoruz.

Likya Yolu

Rotanın girişinde elbise değişikliğinin ardından baba-oğula görüşmek üzere deyip yola koyuluyorum. Yolun başlangıç tabelasının hemen ardından yol sağ ve sol olarak ikiye ayrılıyor. Anlık tereddüt yaşasam da yolun sağdan devam ettiğini hatırlayıp devam ediyorum. Ne yazık ki yolun ilk 400-500 metrelik kısmında herhangi bir işaret ya da yok. Yolun alt tarafında kalan otel inşaatının yol genişletme çalışmasından mıdır ya da benim yola çıkma heyecanımdan kaynaklı heyecanımdan mıdır bilmem işaret yokluğu.

Likya Yolu (2)

Bir süre sonra Bursa’dan gelen Gürsel Sandıkçıoğlu ve oğlu Soykan bana yetişiyor. Birbirimizi tanımaya çalışarak hafif bir tempoyla yükseliyoruz.

Likya Yolu (3)

Ölüdeniz manzarası arkada kalırken durup durup bu manzarayı izliyorum. Yol bir süre sonra biraz daha dikleşiyor olsa da ilk günün heyecanından hiçbir yorgunluk hissetmiyorum.

Likya Yolu (7)

Sabah kahvaltı yapmadığım için mola vermeye karar veriyorum yokuşun ardından Gürsel Hoca ve oğlu Soykan keçilerin geçişini engellemek için yapılmış kapının ardından kayboluyorlar.

Likya Yolu (5)

Kendime uzun bir kahvaltı molası vermeye karar veriyorum.

Likya Yolu (8)

Düzlüğünden yararlandığım su deposu mu yoksa sarnıç mı karar veremediğim yapının üzerinde kahvaltımı yaparken Ölüdeniz’in şahane manzarasını ve bomboş kumsallarını uzun uzun inceliyorum.

Likya Yolu (1)

Ruhumu dolduran özgürlük duygusu manzarayla birleşince aklıma Angelopoulus filmlerinden bir replik geliyor: Senin yolculuğuna katılamam, ben sadece bir konuğum.

Likya Yolu (4)

Arkamdaki yamaçtan nasıl inmeyi başardıklarını anlamakta güçlük çektiğim keçilerin etrafımı sarmasından ilk önce mutlu olsam da bir süre sonra rahatsız olup –henüz burnum doğal kokulara kendini alıştıramamış- kahvaltımı sonlandırıyorum.

Likya-Yolu-9

Biraz önce Soykan ve babasının geçtiği kapıdan geçerek yola devam etmeye başlıyorum. Saate baktığımda saat 11’i gösteriyor. Keçi kapısının hemen ardında bir sarnıçla karşılaşıyorum. Hayvanları sulamak için yapılmış olsa gerek önünde genişçe bir yalak var.

Likya Yolu (11)

Ben sarnıcı incelerken çalılıkların arasından bir çoban çıkıyor. Önümde birkaç kişi daha olduğunu birinin yorgun düşüp ağacın altında dinlendiğini söylüyor hızla ve hemen aşağıda keçi görüp görmediğimi soruyor. Gördüğümü söyleyince hızla aşağı doğru yöneliyor. Sanırım keçileri kaçmak üzere…

Likya Yolu (10)

Bir süre sonra keçi çobanın bahsettiği kişiyle (Emrah) karşılaşıyorum. Emrah yolun başlangıcının kendini yorduğunu arkadaşlarının biraz ileride kendisini bekleyeceğini söylüyor. Oldukça büyük çantasına ve çantasının dış kısmına yerleştirilmiş çadır, uyku tulumu vb. malzemeleri görünce neden bunca çok yorulduğunu tahmin edebiliyorum.

Yürüyüş yapan herkes bilir ama bir kez daha tekrarlamaktan zarar gelmez. Çantanın dışına ne kadar az malzeme yerleştirirsek o kadar iyi. Böylece yürürken çantanın dışındaki malzemeler gereksiz yere hareket edip bizi yormaz, dengemizi bozmaz, sağa sola takılmaz. Tüm bunları söylesem de matımı çantanın dışına takmak zorunda kaldığımı itiraf etmeliyim.

Bir süre sonra Emrah’ın arkadaşlarıyla karşılaşıyorum. Arkadaşlarını oldukça geride bıraktıklarını düşünüyorum. Onlarla sohbet ederken gözüm bir yandan da gerilerde Emrah’ı arıyor ama yaklaşık 10 dakika sohbet etmemize rağmen Emrah ortalarda görülmüyor. Birlikte hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra vedalaşarak yola devam ediyorum.

Likya Yolu (13)

Çok sık işarete rastlamasam da tek patika olduğu için doğru yolda olduğumu biliyorum.

Likya Yolu (14)

Kısa bir an düzleşen yol tekrar yükselmeye başlıyor. Bu kısacık düzlüğün hemen üzerinde bir sarnıca daha denk geliyorum. Bu sarnıç da keçiler için olsa gerek çünkü hemen aşağısında bir ağıl var.

Likya Yolu (15)

Sarnıcın hemen ardından yol çarşaklar eşliğinde hızla yükseliyor. Yaklaşık 200-300 metre süren bu dik çıkışın ardından manzara çok güzel.

Likya Yolu (16)

İnsanın yürürken bastığı taşların yüzlerce yıllık olmasını düşünmesi işten bile değil.

Likya Yolu (17)

Bir yandan da doğanın gücünün kayalardaki yansımasını izliyorum.

Likya Yolu (18)

Tırmanışın bitiminden sonra yol tatlı bir inişle Kozağaç köyüne doğru ilerliyor. Yol boyunca işaret ve babalar yolcuğuma rehberlik ediyor. Daha önceki yazılarda okuduğum çirkin yapılar karşıma çıkıyor bir süre sonra. Sanırım artık bu yapılar tamamlanmadan kaderlerine terk edilmiş.

Likya Yolu (20)

Köye ilerlerken toprak yolun hemen altında yer alan evin olduğu kısımda yol üzerinde su olsa da acele etmenize gerek yok çünkü köyün girişinde oldukça büyük bir çeşme ve gürül gürül akan buz gibi bir suyu var. Köye ulaşmak çok uzun sürmüyor.

Kozağaç köyü ile Kirme arasındaki toprak yol boyunca hızla ilerlemek mümkün çünkü yol düz ve bir süre sonra insan yürümeye alışmış oluyor. Kozağaç’tan sonra çok fazla su taşımanıza gerek yok çünkü Kirme’de Faralya inişinin başında yeniden su hatta oturmak için yapılmış güzel bir alan var.

Likya Yolu (22)

Faralya Derneği buraya bir tabela dikerek alternatif rota oluşturmuş.

Likya Yolu (24)

Öğle yemeği için bu alan oldukça uygun. Su var, oturmak için masalar var… Hatta bir tuvalet bile var ancak pek kullanılacak halde değil.

Öğle yemeğinin ardından Faralya’ya doğru yapılacak iniş canımı sıkıyor. İnişlerde tüm yük dizlerime bindiği için çok çabuk yoruluyorum. Ancak ilk günün dinçliğinden midir yoksa bu inişin söylendiği kadar zor ve uzun olmadığından mıdır bilmem bu iniş beni çok yormuyor.

Unutmadan bu inişin başlangıcında oldukça güzel bir çeşme daha var.

Likya Yolu (23)

Faralya’ya inen yolun üzerinde yeşillikler ve çiçekler içindeki yabancı elinden çıkma olduğu her yanıyla kendini belli eden bir otelle karşılaşıyorum. Çiçekler bir harika…

Likya Yolu (25)

Yol bir süre sonra kendini Kabak’a doğru ilerleyen asfalt yola bırakıyor kendini.

Likya Yolu (27)

Alt tarafta Kelebekler Vadisi yavaş yavaş yüzünü gösterirken üst tarafta geçmiş medeniyetlerin izlerini taşıyan kalıntılar yola ayrı bir güzellik katıyor.

Likya Yolu (28)

Kabak’a doğru ilerlerken yolda kalabalık bir grupla karşılaşıyorum. İzmir’den gelen Rota 35 grubuyla kısa bir sohbetten sonra yola devam ediyorum.
Yol hafif eğimle tırmanmaya devam ediyor. Yol üzerindeki çeşmede durup kısa bir mola veriyoruz.

Likya Yolu (29)

Mola sırasında minik tripodumu kullanarak Gürsel Hoca ve oğluyla birlikte hatıra fotoğrafı çekmeyi de ihmal etmiyoruz.

Likya Yolu (31)

Yöre halkı, Likya Yolu’nun bu kısmında yürüyen yürüyüşçülere oldukça alışık. Hatta bir teyze yolun tam ortasında harika bir manzara sunan tepelik kısma çay ocağı benzeri bir yapı kurmuş.

Likya Yolu (32)

Bir süre sonra Kabak’a ulaşıyoruz. Gürsel Hoca ve oğluyla birlikte Deniz Markette küçük bir mola verip bir eyler içmeye karar veriyoruz. Niyetimiz bir yandan da çadır kurmak için uygun bir yer olup olmadığını öğrenmek.

Çevredekilerden köy içinde uygun bir yer olmadığını öğreniyoruz. Elbette köyün içinde çadır kurmak isteyenler için küçük boşluklar yok değil ancak koskocaman bir doğada köy içinde çadır kurmak da şart değil. Gürsel Hoca ile biraz daha ilerde köyün çıkışında su kaynağına da yakın bir yerde kamp yapmaya karar veriyoruz çünkü saat henüz erken.
Marketin üst katındaki oturma yerinden kalkmak üzereyken ücreti soruyoruz. Bize fazla geliyor. 2 bira ve 3 sodadan 21 lira isteyen bakkal sahibi eğer yukarda içmeseydiniz daha ucuzdu diyor. Köylü kurnazlığı bu olsa gerek.

Gürsel Hoca, Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” şiirini hatırlıyor:

Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.


Köyden ayrılarak arkamızda Kabak koyunun harika manzarasını bırakarak ilerlemeye başlıyoruz. Köyün hemen çıkışında bir cami yer alıyor. Caminin kapısında tahtadan bir kerevet var, üzerinde çadır kurmak mümkün. Yolun hemen üst tarafında çadır kurmak için küçük alanlar da var ancak bu köye yakın bir yerde kalmak istemiyor biraz daha ilerlemeye karar veriyoruz. Yaklaşık 45 dakikalık bir yürüyüşün ardından yolun üst tarafındaki taraçalandırılmış düzlükler dikkatimizi çekiyor. Zeytin ağaçlarının altındaki bu düzlüğün hemen yanından kocaman bir su borusu fa geçiyor ve ek yeri tam da bu düzlüğün başında. Su kaynağını da bulunca Kabak koyu manzaralı bu alanda kampımızı kuruyoruz.

Likya Yolu (12)

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 4 tane yorum yapılmış.

  1. dahrendorf diyor ki:

    Kaliteli keyifli bir günce okudum. Tebrik ediyorum. Tabi bir sürü Likya yolu rehberi niteliğinde blog var ama fethiye garajından sonra likya yoluna nasıl gidiliri ararken karşılaştım ve gerçekten keyifli bilgilendirici ve okunası bir yazı 😉

  2. Furkan diyor ki:

    Harika bir yazı olmuş . Ellerinize sağlık. Büyük keyif ile okudum. Bende Likya Yolu’nda yürümek için hazırlıklarıma başladım.
    Tebrik ediyor ve devamını diliyorum.. 🙂

  3. Aydın diyor ki:

    Harika bi yazı olmuş. Teşekkürler

  4. Evrim diyor ki:

    Keske koylulere giydirmeseymissiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir