Likya Yolu Yürüyüşü: 4. Gün

Likya Yolu: 4. Gün, 2 Nisan 2013

Katılımcılar: Hüseyin Çilesiz, Engin Akalın

Parkur: Çukuryayla – Tahtalı Dağı – Beycik – Ulupınar – Yanartaş – Çıralı (33 km)

Su: Yaz dönemi hariç su sıkıntısı yok.

Konaklama: Çadırınız varsa bu parkurda konaklama sıkıntısı yok. Ulupınar, Beycik ve Çıralı’da pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz.

Akşam soğuk yüzünden erkenden çadıra girdiğimiz için erkenden de uyanıyoruz bu sabah. Hava hala çok soğuk. Su yalağında elimi, yüzümü yıkarken, yaptığım şeyin bu dağ başında ne kadar gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü su çok soğuk. Hüseyin gece rüzgârın sesinden tedirgin uyuduğu için sabah kalkmakta zorlanıyor.

34

Soğuğu o da duyumsuyor olsa gerek. Uyku tulumunu üzerinde bırakmıyor.
Her ne kadar erkenden kalksak da yine her zaman olduğu gibi kahvaltı muhabbeti ve toplanma epey uzun sürüyor. Bu konuda kendimizi bir an önce eğitmeliyiz.

Çantalarımızı toparladıktan sonra Tahtalı çıkışımız başlıyor. Sularımızı yalaktan dolduruyoruz, önümüzdeki 8 km boyunca başka su kaynağı yok. Şanslıyız, Çukuryayla’nın ilk kısımlarında kar yok. Dönüp ardımıza baktığımızda Çukuryayla’ya doğru ilerleyen güneş ışıklarını görüyoruz. Her ne kadar manzara harika olsa da soğuk nedeniyle yürümeye devam ediyoruz.

35

İlk yamacı çıkar çıkmaz kar birikintileri karşılıyor bizi. Rüzgâr oldukça soğuk olsa da fotoğraf çekimi için küçük bir mola ayırıyoruz kendimize…

36

Zirveye yaklaştıkça son ağaçlarda terk etmeye başlıyor bizi. Zeminde yer yer kar olsa da hala çok sert. İçine batmıyoruz. Uzun kar geçişleri de yok.

37

1850 metredeyiz. Hava çok güzel. Soğuk olmasına karşın güneş içimizi ısıtıyor. Gözlerimizi kamaştıran güneşe rağmen Tahtalı zirvesine bakıyoruz. Ne yazık ki rotamızda zirve yer almıyor. Başka zamana deyip yola devam ediyoruz.

38

Tahtalı geçişinin heyecanından olsa gerek ilk kez yolumuzu şaşırıyor. Etrafımızda ne baba ne de işaret var. Mecburen gps’ten iz kaydına bakıyoruz. Tekrar rotaya dönmemiz 10 dakikamızı alıyor.
Bu yükseltiden bulutları izlemek harika bir duygu. Her ne kadar üşüsek de biliyoruz ki deniz kenarında şu an güneşlenen insanlar var.

39

İnişe geçtiğimiz an dağa doğru yükselen bir sis bulutu karşılıyor bizi. Hüseyin’le erkenden bu kısmı aştığımıza seviniyoruz. Güneşlik havada bile işaret ya da baba göremezken sis içinde kaybolmak işten bile değil.

Tahtalı’dan iniş oldukça kolay. Çok dik olmayan bir patikadan hızlı adımlarla inilebiliyor. Yolda Tahtalı’ya çıkan birçok turistle karşılaşıyoruz. Patikadan aşağı inerken neden insanların Kuzdere’den değil de Beycik’ten dağa çıktığını anlıyoruz. Buradaki yol oldukça kolay. Günübirlik yürümek için de çok uygun.

Tepeden (1850m) aşağıya 3-4 km inince bir su kaynağı karşılıyor sizi. Görmemeniz mümkün değil çünkü hemen yanında küçük bir baraka var. Burada sizi karşılayan kişi, size semaverde demlediği çaydan ikram ediyor. Sessizliğe gömülmeyi seven bu arkadaşımızı kendi yalnızlığına bırakarak Beycik’e doğru inmeye devam ediyoruz. Çok fazla yolumuz kalmadı.

Öğlen yemeği için papatyalarla dolu bir çimenliği seçiyoruz. İştahımız bir kat daha açılıyor. Oturduğumuz çimenlikten ayrılmak istemiyoruz.

40

Beycik’e girdiğimiz anda işaret bombardımanına uğruyoruz. Her yerde bir işaret var. Daha önceden uyarıldığımız için bu ticari işaretlerin tuzağına düşmemek için doğrudan camiyi görecek şekilde yoldan ilerliyoruz. Beycik’in neredeyse bütün sokak direklerinde “kırmızı-beyaz” işaretlere denk gelsek de biz olması gereken yoldan ilerliyoruz. Bir de fark ediyoruz ki bizim ilerlediğimiz yoldaki çizgiler eski olmasına rağmen ticarileri capcanlı.

Beycik’ten çıkmak için ilerlerken rotanın bizi götürdüğü yer kesilmiş ağaçlarla ve ağaç dallarıyla kapatılmış. Güç bela üzerinden aşmaya çalışırken, bu da neydi böyle, diyoruz. Sonradan fark ediyoruz ki işaretlerle oynayanlar bir de yolu kapatıp rotayı değiştirmeye çalışmışlar. Tuzağa düşmüyoruz.
Ulupınar’a inen yoldan kıvrıla kıvrıla iniyoruz.

Yeni bir şok daha: Rotanın üzerinde tahta bir kapı var ve kapı kilitli. Üzerinden atlıyoruz. Sanırım çiftçi yürüyüşçülerden iyice rahatsız olmuş. Biraz kızgınlıkla söylenerek ilerlemeye devam ederken

41

Sinirlerimiz iyice tepemize çıkıyor. Üstelik bu kapının üzerinden de atlanmıyor. Yan taraftaki tahtaların üzerinden geçmek için sırtımızdaki koca çantalarla epeyce uğraşıyoruz.
“Yolu böyle kapamaya hakkı var mı?” diye konuşarak Hüseyin’le yola devam ediyoruz.

Asfaltlanmış bir yoldan Ulupınar’a ilerlerken işaret sıkıntısı yok. Eğlenceli babalar da yapılmış.

42

Ulupınara doğru bazen asfalttan bazen de toprak yol-patika karışımından ilerliyoruz. Ulupınar’a geldiğimizi oldukça işlek bir asfalt yoldan karşıya geçince anlıyoruz.
Ulupınar’da yemek yenebilecek oldukça çok ve güzel yer var. Hüseyin restoranlardan birini göstererek “Balayında eşimle buraya gelmiştik. Şimdi yürüyerek geçiyorum, o zamanlar bunun düşüncesine bile inanmazdım.” diyor. Alabalık tesislerinin arasında ilerleyen yol bizi Ulupınar deresine çıkarıyor. Önceleri, dere içine girerek geçilse de şimdilerde bir ağacı devirerek basit bir köprü kurmuşlar.

43

Dereden geçerken suya dikkatlice bakıyoruz. Aslında niyetimiz buraya çadır kurmak ertesi gün yola devam etmekti ancak suyun temizliği hoşumuza gitmiyor. Su içilebilecek düzeyde değil. İyi ki tesislerin orada suyumuzu tazelemişiz diyoruz.

Bu noktada yürüyüşçüleri bir not iletmek gerekli: Kimileri bu derenin suyunu içtiklerini söylüyor. Biz alabalık tesislerinin akarlarının derenin üzerinde olmasından hoşlanmadık. Llokantaların da atık sularını dereye boşaltabileceğinden şüphelendik. Derenin akıntısının güçlü olmasına karşın zemininin yosun kaplı olması bizim bu sudan içmememize neden oldu. Suyunuzu tesislerin oralardaki çeşmelerden doldurabilirsiniz.

Çadır kuramayacağımızı anlayınca Hüseyin’le ne yapacağımıza dair, karar vermeye çalıştık. Güneşin batmasına 2 saat, Yanartaş giriş alanına 5km oradan da Çıralı sahile 4,5 km toplamda 9,5 km vardı. Hızlı bir yürüyüşle Yanartaş’a tırmanabileceğimize ve sonrasında buradan inip tesisin girişinde bulunan su kaynakların birinin yanında kamp yapabileceğimize karar verdik.

Yanartaş tırmanışı molasız ve hızlı, aynı zamanda yorucu oldu. Gezi süresince en hızlı kat ettiğimiz bu etap oldu. Tırmanışı bir saatin altında bir zamanda yaptık.
Hızlı tırmanışın ardından Hüseyin,

44

ve ben,

45

Yine hızlı adımlarla Yanartaş bölgesinden aşağıya doğru iniyoruz. Yanartaş’ın aşağı kısımları kalabalık, havanın kararmasına yakın turistler yanartaşları izlemek için geliyorlar.
Turistlerinde bulunduğu noktada dinlenirken bir Japon turistten fotoğrafımızı çekmesini rica ediyoruz.

46

Dinlenirken konuştuğumuz turistler rotamızı öğrenince çok şaşırıyorlar.

Yanartaş, her ne kadar çok güzel bir yer olsa da tarihi merdivenlerden inmek bizi epeyce yoruyor.

47

Havanın kararmaya yüz tutmasına karşın Çıralı sahile ulaşmak için yürüme kararı alıyoruz. Ertesi gün denize gireceğiz diyerek birbirimize güç veriyoruz.

Çıralı sahili umduğumuzdan da uzak çıkıyor ya da biz hava da karardığı için yanlış yollara giriyoruz. Yol üzerinde rastladığımız birine kamp yapmak için alan sorduğumuzda bize çok iyi bir alan olduğunu söyleyerek sahildeki fıstık ağaçlarının yerini tarif ediyor. Kamp alanı sorduğumuz kişi bu alanın 500 metre uzakta olduğunu söylese de biz bir yarım saate yakın oldukça da hızlı yürüyoruz.

Sonunda kamp yapmak için uygun olan yere ulaştığımızda Çıralı’nın nadir bakkallarından birinden eksiklerimizi tamamlayıp birer de bira alarak kamp alanına ilerliyoruz. Sağ olsun bakkal bu konuda çok yardım sever. Bize en güzel yeri tarif ediyor.

İlk kez bu akşam ateşimiz yok. Saat sekize yaklaştığı için konserve eşliğinde akşam yemeğini yiyoruz.
Portakal çiçeklerinin enfes kokusunun rüyalarımızı da süslemesi hevesiyle uyumaya çekiliyoruz.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir